masanın üstünde bir kağıt duruyordu.yaklaştı. kıyısı,içi çiçek dolu vazonun altına kıstırılmıştı.alıp okudu: "bir haftadır beni bırakıp gideceğin günü bekliyorum.bu bekleyiş üzgünlüğünü bilsen! dayanamayacağım,ben gidiyorum.belki daha iyisine ulaşmak elimizde değil.bilmiyorum.hoşça kal"
seni seviyorum ben.
“nasıl kolayca söyleyiveriyor bunu.sevmek!
kelimelerle herkes kendine göre bir anlam,bir değer veriyor galiba
bu değerler aynı olmadıkça iki kişi iki ayrı dil konuşuyorlarmış gibi olmuyor mu?"