hemen kalkıp bavullarımı hazırladım. biliyorum, içimdeki o küçük umut kıvılcımına karşın, bu kaçış hiçbir seyi çözümlemiyordu gerçekte. ama insanların birer uyurgezer olarak dolaştığı, cellâtları çocuklarının sütüyle beslediği, kurtuluşlarını gerçekleştirmek için küçük parmaklarını oynatmak istemedikleri bir ülkede yapılacak tek şey, insanın kendi paçasını kurtarması, başka bir deyişle o ülkeden tası tarağı toplayıp kaçmasıdır, diye düşünüyordum.
sokağı düşündü. yapayalnız dolaşırdı bu kaldırımlarda. güzel miydi bu kentin sokakları? adamın ilk sorusu bu olmuştu. "bilmiyorum." herhangi bir sokak işe. üstüne, binlerce, milyonlarca bunalmış, ya da insandan yana her şeyi bir yana koymuş, ne yaptıklarını bilmeyenlerin dolaşıp durdukları sokaklardan biri. milyonlara karşı yalnızlığını duyarak geçerdi bu kaldırımlardan. akıp giden insan seli içinde göz tanışıklığı olduğu kimseler vardı. onlar da kendisi gibi amaçsız dolaşıp dururlardı kaldırımlarda.