Cinsiyete dayalı iş bölümü ve cinsiyet rollerinin İslam düşüncesi içinde meşrulaştırılması ve mutlaklaştırılması, kadının hukuki statüsü açısından önemli sonuçlar doğurmakta ve cinsiyet rollerinin dayandığı duygusal/rasyonel olma ikilemi kadın ile erkek arasındaki eşitsizliklerin temelini oluşturmaktadır. Evlenme, boşanma, çocukların velayet hakkı vb. konularda kadına karar yetkisi verilmemesi, kadının duygusallığı ile haklılaştırılmaktadır. Bu doğal cinsiyet rolleri, ayrıca, kadının korunmasını da gerektirmekte ve kadının geçimini temin görevini kocaya yüklemektedir. Böylece kadına baba ya da koca ailesinin dışında kendi başına var olma hakkı tanınmadığı gibi, kadının ekonomik özgürlük peşinde koşması, kendi ayakları üzerinde durmaya çalışması, önce aile kurumunun, oradan da toplum düzeninin bozulmasının esas nedeni sayılmaktadır.