"Yaşamı yaratan kimdir?" sorusunun ardından, ikinci temel dinsel soru olan, "bu dünyadaki acının ve ıstırabın kaynağı nedir?" sorusu gelir. Batı Hıristiyan geleneği bu soruya, Yahudilikten devraldığı "cennetten kovulma" öyküsüne dayanarak, "ilk cinsellik günahı ve bunun sorumlusu olan kadın" (aynı zamanda bütün kadınların prototipi sayılan, Havva) yanıtını verir. Günahın kaynağı ve nedeni saptanınca, neyin/kimin cezalandırılıp denetim altına alınması gerektiğini ortaya çıkmış olur.
Hem Batı hem de Doğu geleneğinde var olan, kadının doğurganlığı nedeniyle salt bedene indirgenmesi olgusu, dinsel söylemin ve pratiğin kutsallığından güç alınarak ebedi kılınmış ve başlangıçta kadının ayırt edici özelliği olarak görülen yaşamı yaratmak kudreti elinden alınmış olur. Bu garip "tersine çevirme harekâtı" karşısında, bir kere daha, ideolojinin gücüne şaşırmamak ve "bütün dinsel sistem, kadınların yaşamı yaratma ve sürdürme gücünün ayrıntılı bir inkarı ve üstünün örtülmesi, aynı zamanda bu gücün gasp edilmesi, kanalize ve kontrol edilmesi çabası olarak yorumlanabilir" diyen Delaney'e hak vermemek kolay değildir.
Kutsal kitaplarının vahiyinin ve vaaz edilişinin boşlukta değil de, özgül tarihsel/toplumsal bağlamlarda -bunların tümünün de erkek egemen bağlamları olduğu unutulmamalıdır- cereyan ettiğini dikkate alacak olursak, cinselliğin düzenlenişinin genellikle kadınların bedenlerinin ve cinselliklerinin düzenlenmesi ve denetlenmesi anlamına gelmesine şaşmamak gerekir. Bu kutsal metinler, insansal/toplumsal kurgular olmaları ölçüsünde belirli toplumsal cinsiyet rollerini ve dikotomilerini kurgulamanın, meşrulaştırmanın ve pekiştirmenin belki de en etkili ve kapsayıcı araçlarıdır.
Kadınlar, kendi kimliklerini özgürce tanımlamak ve toplumda özerk bireyler haline gelmek istiyorlarsa "lanetli Havva" ya da "fitne yaratan kadın" imgelerinden kurtulmak zorundadırlar; bunu yapabilmek için de özellikle Tek tanrılı dinler ve onların kültürün her alanını sinmiş verili toplumsal cinsiyet kalıplarıyla hesaplaşmaları zorunludur. Bu nedenle, dinin doğasını ve işlevini anlamak belki de en başta kadınlar açısından önemlidir.