Alice son kararını vermiş olabilirdi, ama yine de kafasını karıştıran ve acı veren bir karar oldu bu. Merdivenlerden hızla aşağı inerken yanaklarından gözyaşları süzülmeye başladı, arabaya ulaştığında ise durdurulamaz bir biçimde ağlamaya başladı. Eve sürdü arabayı (arkadaşlarıyla buluşacağı yalandı) ve eve vardığında bitkinlik içinde yatağa yığıldı. Bir yitirmişlik duygusuyla kaskatı kesildi içi, kafasının içinde Eric'le yaşadığı güzel anlar acılı adımlarla resmi geçit yaptılar. Her şey ona Eric' i hatırlatıyor ve acı veriyordu. Fakat Alice özlediğinin gerçekten Eric olduğuna inanmıyordu artık. Bir yitirmişlik duygusuyla sarsılmıştı ama bu duyguyu uyandıranın aşk-nesnesinin kendisi olmadığını fark etmişti. Aşkı üreten şey bir Eric imgesi olmuştu fakat daha sonra Eric'in kendisi bu imgeye yetersiz gelmişti.
"Bu ilişki için çaba gösteren taraf hep ben oldum. Kendini suçlu hisset diye söylemiyorum. Sadece şunu anlamanı umut ediyorum: Olan biten hiçbir şey kaçınılmaz değildi, ama sen her şeyi kaçınılmaz kıldın. Seni anlayabilmek, seni neyin rahatsız ettiğini, benim hakkımda, bizim hakkımızda neler düşündüğünü çözebilmek için kafa patlattığım o uzun saatlerime yanıyorum. İçimde kocaman bir öfke uyanıyor, ağlayacak gibi oluyorum. Kahrolası vaktimi bu saçma sapan şeylere harcamışım. Ama ben yeterince gözyaşı döktüm. Gözyaşlarıını arkada bırakmak istiyorum. Arkadaş kalalım diyebilmeyi isterdim -fakat bir keresinde eski kız arkadaşlarımla hiç görüşmem dediğini hatırlıyorum, bunun tam bir vakit kaybı olduğunu söylemiştin. Bu da canımı acıtmıştı o zaman, neden bilmiyorum, ama bunun çok zalimce olduğu fikri saplanmıştı beynime. Neyse, yeterince konuştum, artık gitsem iyi olur. Anahtarı masanın üstüne bıraktım."
Elimizde olmadan başkalarının algılarının parametreleri içinde var oluruz - başkalarının bizim komikliğimizi anlama sınırları içinde komiklik yaparız; onların zekası bizim zekamızı, cömertliği cömertliğimizi, ironisi ironimizi belirler.