Ne bileyim, erkeklerin yaşadığı hayata bakınca insan üzülüyor, diyor Marianne. Bütün toplumsal düzenin iplerini ellerinde tutarlarken bu kadarı mı akıllarına geliyor? Bari eğlenseler.
Öncelikle, yaptıklarınız sayesinde değer kazanamazsınız. Başarılar size tatmin getirebilir ama mutluluk değil. Başarılara dayalı özgüven "sahte" bir güvendir, gerçek değildir! Depresyonda olan birçok başarılı hastam buna katılacaktır. Ayrıca benlik değeriniz görünümünüze, yeteneğinize, şöhretinize veya servetinize de dayalı olamaz. Marilyn Monroe, Mark Rothko, Freddie Prinz ve birçok ünlü intihar kurbanı bu acımasız gerçeği ispat etmişlerdir. Aşk, onaylanma, arkadaşlık veya yakın, şefkatli insan ilişkileri kurabilme kapasitesi de doğuştan gelen değerinize hiçbir şey eklemez. Depresyondaki bireylerin büyük bir çoğunluğu aslında çok sevilen insanlardır, fakat bu hiç işe yaramaz; çünkü, kendilerini sevmezler ve kendilerine güvenleri eksiktir. Aslolan, ancak kendinize verdiğiniz değerin nasıl hissettiğinizi belirlediğidir.
Depresyon hiç de duygusal bir rahatsızlık değildir! Sahip olduğunuz her kötü his, çarpıtılmış olumsuz düşüncelerinizin bir sonucudur, tıpkı soğuk algınlığında burnunuzun akması gibi. Depresif belirtilerinizin ortaya çıkmasında ve gelişmesinde, mantık dışı kötümser düşünceleriniz başrolü oynar.
Kurtulduktan ve hatalarınızı hoş görmeyi başardıktan sonra hala kendinize, "Hakikaten beni sevdi mi, yoksa bana mı öyle geliyor?" diye sorarsınız. Tüm ilişkiniz boyunca size eziyet eden bu soru sonrasında da peşinizi bırakmaz. Soruyu şu şekilde cevaplamak istiyorum: Evet, partneriniz sizi becerebildiğince sevdi. Size söylediği ve belli ettiği her şey doğruydu. Ama korkusu aşkına hasar verip onu alaşağı etti. Bu çok acımasız olsa da, eski partneriniz korkuları yüzünden kimseyi gerçekten sevmeye muktedir değildi.
İlişkinizi devam ettirmeniz ya da bitirmeniz önemli değildir. Her iki durumda da bitebileceğini göze almalısınız. Çoğunuzun asıl bunu duymak istemediğinizden eminim. İlişkinizi hangi yollarla kurtarabileceğinizi ve eşinizi nasıl ikna edeceğinizi söylememi umuyordunuz. İşte bağlanma korkusu yaşanan ilişkilerdeki paradoks budur: Ne kadar çok çaba harcarsanız, başarısız olma oranınız o kadar yükselir. Bağlanma korkusu olanların, kapana kıstırıldıklarını, zorlandıklarını hissettiklerinde paniğe kapıldıklarını hatırlatmak istiyorum. Eşinizin bağlanmaya ve yakın ilişki kurmaya karşı gösterdiği direnci gözünüzde büyütmeyin. Tek yapabileceğiniz, size ne kadar acımasız gelse de, bu işin peşini bırakmaktır. Bunu yapmakla iki işlevi yerine getirmiş olursunuz. Hayatınızı tekrar kontrolünüz altına almak, böylece de bağımlılığınızdan ve üzüntülerinizden kurtulmak veya onları en aza indirmek istiyorsanız bırakmalısınız. İlişkinize bir şans daha vermek gerekirse, ona yapışıp kalmaktan vazgeçtiğinizde bunu yapabilirsiniz.