Sevgilisinin ona "Biliyor musun, sen yaşamım boyunca gördüğüm en güzel kadınsın" demesindense büyük bir tevazuyla "Bu küpeler sana çok yakışıyor. Geçen salı da bu küpeleri takrnıştın, değil mi" demesini tercih ederdi. İşte tam da bu yüzden bir gün Eric ona "Portakal soyuşunu seyretmek çok güzel" dediğinde yüzünü bir gülümseme kaplamış ve bu söz garip bir biçimde içini ısıtmıştı. "Ben"le ilgili şeyler sıralamasında portakal soyuşundaki güzelliğin fark edilmesi içtenlik dalında birinci sırada yer alırdı; daha gösterişli ama daha az ayrıntılı bir iltifata oranla kendisinin kim olduğunu daha iyi ortaya koyardı çünkü.
Beni terk ettiğinde bunun bizim iyiliğimiz için gerekli olduğu ayağına yatmıştı; bilmiyorum, belki de buna inanıyordu. İçten içe benden kurtulmaya çalıştığını anlıyordum, fakat bunu kendime itiraf edecek cesaretten yoksundum. Ancak, sınırlı bir zaman için olsa bile bensiz de yapabildiğini fark ettiğimde bastırmaya çalıştığım gerçek endişe verici bir hızla büyümeye başladı. O güne dek yaşadığım her şeyden daha acı vericiydi; aynı zamanda sağaltıcıydı da. Bütünüyle boşaldığımda, yalnızlık daha fazla keskinleşemeyeceği bir düzeye ulaştığında birdenbire, yaşamaya devam etmek için bu dayanılmaz gerçeğin kişisel bahtsızlıktan daha büyük bir çerçeveye eklenmesi gerektiğini kavradım. Belli belirsiz bir sıçramayla bir başka gerçekliğe geçtiğimi hissediyordum; daha sert, daha esnek, en korkunç gerçeklerin bile yıkamayacağı bir gerçekliğe.
Olmamı bekledikleri insan olabileceğimi kanıtlamanın yararı yoktu çünkü o insan olmak istemiyordum. Ne zaman senden beklenenin sınırına gelsen karşına aynı sorun çıkar – kendin olma sorunu!
Kendi potansiyelinin farkında değilsin... Kendi arzuların dışında her şeye körsün. Ne istediğini bilmiyorsun. Bilmiyorsun çünkü arzularının peşinde koşmaktan düşünmeye zaman bulamıyorsun.