Bize sonsuz gibi görünen bu dünya, bu varlık kervanı, bu yıldızlar, bu güneşler, bu âlemler sınırsız bir boşlukta, Rahman olan Allah'ın arşı içinde, yeri ve mahiyeti bilinmeyen eşsiz bir sırra, aşk nuruna doğru uçup gidiyor. Bu yolculuk, bu dur durak bilmeyen hareket ezelî ve ebedîdir.
Bu şuûn-u âlem
Bîsebat u bîkadem
Nerde Havva, Adem?
Varsa aklın ey dedem.
Dem bu demdir, dem bu dem!
Dem bu demdir, dem bu dem!
Yâd-ı mâzî bahşeder
Hayf ü elem ü keder
Olma meşgûl-i kader
Kimse kalmaz hep gider.
Dem bu demdir, dem bu dem!
Dem bu demdir, dem bu dem!
(Bu olaylar ve bu âlem ezelî ve ebedî değildir. Havva ve Âdem nerede? Ey, dedem! Aklın varsa an bu andır, an bu an. Geçmişi hatırlamak korku, ıstırap ve keder verir. Kaderle uğraşma. Çünkü kimse kalıcı değildir, herkes gidicidir. An bu andır, an bu an)
"Bingöl Dağlarının adı, eskiden Âb-ı Hayat kaynağının orada bulunmuş ve günün birinde parçalanıp bin tane göl meydana getirmiş olması ile açıklanır. Bir anlatmaya göre, Köroğlu'nun bir adamı orada bir kuş avlamış; onu bir kaynağın
sularında yıkarken kuş canlanıvermiş; kanadından damlayan sular bin tane göle dönüşmüşler"
"Ağrı-Dağı Tufan efsanelerinde anılır: Nuh'un gemisi bu dağın tepesine konmuş ve içindeki insanlar tufanın dinmesini orada beklemişlerdir. Anadolu'ya Kafkasya'dan göç etmiş: Karaçaylılar, Alburuz dağının tepesinin çatal olmasını, Nuh'un gemisinin oraya çarpıp dağı parçalamış olması ile açıklarlar. Ali Rıza Önder'in aktardığı bir efsaneye göre, Ağrı-Dağı'nın adı, gemisi onun tepesine konduğu zaman Nuh'un 'ne ağır dağ' demiş olmasından kalmıştır"
"Yağmurun, yılın belli bir ayında düşeninde bereket olduğuna inanılması, sadece bu ayın, toprağın en çok su beklediği zaman olmasıyla açıklamamak gerekir; nitekim nisan yağmuru bereketli sayıldığı gibi, incilerin onun damlalarından meydana geldiğine de inanılır. Gene nisan yağmurunun altında ıslanmaktan sakınmamak, kaçmamak gerektiği söylenir: o insanın saçlarını güçlendirir, gürleştirirmiş"