MEÇHULE GİDEN BİR GEMİ
Sessiz Gemi Artık demir almak günü gelmişse zamandan Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan. Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol; Sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol. Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli, Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli, Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu! Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu. Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler; Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler. Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden, Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden. Yahya Kemal Beyatlı
Aşk ile, aşk olsun...
Dert, kalbi uyandırır; derman ise o derdin içinde saklı olan ve Allah'a yakınlaştıran ilâhî bir merhemdir. Bu yüzden Yunus'lar Mevlânâ'lar, Mecnun'lar, âşıklar, ermişler kendilerini Allah’a yakınlaştıran derdi, dünya nimetlerinden yeğ turmuşlardır. "Derman arardım derdime, derdim bana derman imiş..." ile başlayan şiir ve ilâhi formundaki bestesi bunu çok da güzel ifade eder... Bu girizgâhtan kıyıya vardık, şimdi yol alma vaktidir irfan denizinde...işte güzel bir kapı açtık... Gönül gözü açık olanların, satır aralarında değil, sadırlarında (göğüslerinde) taşıdıkları o muazzam hakikat tam da budur. "Yol alalım irfan denizinde" o denizin dalgalarına bırakalım kendimizi... Niyâzî-i Mısrî’nin eşsiz nutk-u şerifi, irfan hırkasının altındaki en büyük sırrı fısıldar bize. İnsan, canı acımadan "Can"ı, dertle sarsılmadan "Derman"ı aramaz. Dünya bizi uyuşturur, konfor bizi hantallaştırır; ancak bir dert gelir, o sahte uykudan uyandırır. Dert dediğimiz şey, aslında ruhun bir gurbet sızısıdır. İrfan mektebinde dert, bir ceza değil, bir "seçilmişlik" nişanesidir. Şöyle ki: Mecnun, Leyla’nın derdiyle yanmasaydı, Mevla’nın tecellisine erip "Leyla benim, ben Leyla’yım" diyebilir miydi? Mevlânâ, Şems’in ayrılık ateşiyle kavrulmasaydı, o hamlıktan pişmeye, pişmekten yanmaya giden yolu bulup insanlığa bir güneş olabilir miydi? Yunus, kapısında kul olduğu dergahın çilesini çekmeseydi, "Bana seni gerek seni" diyerek mülkü de melekûtu da bir kenara itebilir miydi? "Derler ki dert ile derman aynı hakikatin iki yüzüdür", sikkenin iki yüzü gibi... Bu söz, irfani tefekkürün tam merkezidir. Aynen geometrideki bir madalyon gibi... Bir yüzünde "Aşk ve Çile" yazar, çevirirsiniz diğer yüzünde "Vuslat ve Şifa" yazar. Hakikat denizinde yüzdüğümüzde anlarız ki, derman derdin "ardında" bekleyen
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Artık demir almak günü gelmişse zamandan Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan. Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol; Sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol. Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli, Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli, Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu! Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu. Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler; Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler. Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden, Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden. > Sessiz Gemi, Yahya Kemal Beyatlı 🖋️
Şiir
Sessiz Gemi
Artık demir almak günü gelmişse zamandan Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan. Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol; Sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol. Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli, Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli, Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu! Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu. Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler; Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler. Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden, Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden. Yahya Kemal Beyatlı
Şiir
Haluk'un İnancı
Bir yaratıcı güç var, ulu ve akpak, kutsal ve yüce, ona vicdanla inandım. Yeryüzü vatanım, insansoyu milletimdir benim, ancak böyle düşünenin insan olacağına inandım. Şeytan da biziz cin de, ne şeytan ne melek var; dünya dönecek cennete insanla, inandım. Tekmil insanlar kardeşi birbirinin... Bir hayal bu! Olsun, ben o hayale de bin canla inandım. İnsan eti yenmez; oh, dedim içimden, ne iyi, bir an için dedelerimi unuttum da, inandım. Kan şiddeti besler, şiddet kanı; bu düşmanlık kan ateşidir, sönmeyecek kanla, inandım. Elbet şu mezar hayatı zifiri karanlığın ardından aydınlık bir kıyamet günü gelecek, buna imanla inandım. Aklın, o büyük sihirbazın hüneri önünde yok olacak, gerçek dışı ne varsa, inandım. Karanlıklar sönecek, yanacak hakkın ışığı, patlayan bir volkan gibi bir anda, inandım. Kollar ve boyunlar çözülüp, bağlanacak bir bir yumruklar şangırdayan zincirlerle, inandım. Tevfik Fikret
Şiir
AŞKIN 14 HÂLİ
💚AŞKIN 14 HÂLİ Aşkı sadece bir duygu mu sanıyorsunuz? Kadim dilde aşk, ruhun tekamülündeki 14 farklı duraktır. Her kelime; bir uyanışı, bir "dosya kapanışını" veya ruhun bir başka katmanındaki imtihanı fısıldar İrade uçurumundan (Hevâ) başlayıp, akıl tutulmasına (Huyâm)... + Al-Hawa (Hevâ): Kökeni "boşluktan düşmek" veya "rüzgarın esmesi"dir. Aşkın en tehlikeli halidir; çünkü iradenin devreden çıkıp kişinin kontrolsüzce bir boşluğa, bir uçuruma sürüklenmesini ifade eder. Al-Sabwa (Sabve): "Sıbâ" (çocukluk) kökünden gelir. Akıl baliğ olmamış bir çocuğun hesapsızlığı ve mantıksızlığıyla, aşkın rüzgarına kapılıp her şeyi riske atma halidir. Al-Shaghaf (Şagaf): "Şagaf" kalbin en dış zarının adıdır. Bu makamda aşk artık bir "his" olmaktan çıkıp kalbin koruyucu zarını delmiş, içeri sızmıştır. Savunma mekanizması çökmüştür. Al-Wajd (Vecd): "Vücud" (varlık) ve "vicdan" ile aynı köktendir. Aşkın bir varoluş sancısına dönüştüğü, aşığın ancak o aşkla kendini var hissettiği kendinden geçme halidir. Al-Kalaf (Kelef):