Yahya Kemal Beyatlı -Sessiz Gemi-
Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.
Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.”

Sercan, bir alıntı ekledi.
18 saat önce · Kitabı okuyor

Genellikle insanların düşleri dümensiz bir tekne gibidir, sessiz ve parıltılı sularda amaçsızca sürüklenir, gemi omurgası birden bire bir tümseğe oturana kadar bir o yana bir bu yana sallanmak hoş gelir

Cenevre Gölü'ndeki Olay, Stefan Zweig (Sayfa 12 - Zeplin kitap)Cenevre Gölü'ndeki Olay, Stefan Zweig (Sayfa 12 - Zeplin kitap)

Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden,
Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden.

Sessiz Gemi
-Yahya Kemal Beyatlı-

Sessiz Gemi
Artık demir almak günü gelmişse zamandan, Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan. Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol; Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol. Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli, Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli. Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu! Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu! Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler; Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler. Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden, Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden. Yahya Kemal BEYATLI

SESSİZ GEMİ
Artık demir almak günü gelmişse zamandan, meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.
Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.
Biçare gönüller. Ne giden son gemidir bu.
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.
Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
bilmez ki, giden sevgililer dönmeyecekler.
Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden.
Bir çok seneler geçti;dönen yok seferinden.
YAHYA KEMAL BEYATLI

İyi geceler
SESSİZ GEMİ
Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.
Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.
Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu!
Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.
Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden,
Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden.


Yahya Kemal BEYATLI

Demet Delikanlı, bir alıntı ekledi.
08 May 00:50 · Kitabı okudu

Sessiz Gemi
Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.
Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.
Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu!
Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.
Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden,
Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden.

Kendi Gök Kubbemiz, Yahya Kemal Beyatlı (Sayfa 51 - İstanbul Fetih Cemiyeti)Kendi Gök Kubbemiz, Yahya Kemal Beyatlı (Sayfa 51 - İstanbul Fetih Cemiyeti)

SENİN ADIN KAVUŞMAK OLSUN
Tarifsiz bir sevdada kimliksiz bir sessizliktin
Haykırışlarla çağlarken yüreğim durgun limanımdın
Sen benim adını koyamadığımdın
Senin adın kavuşmak olsun

Fırtınalarda yolunu kaybeden gemi misali
Rotasız ve pusulasız kalmışken yüreğim
Ve hoyratça savrulurken bir limandan bir limana
Teslim olmuşken kaderine
Apansız sana rastladım o limanda
Sen benim adını koyamadığımdın
Senin adın kavuşmak olsun..

Bakmaya kıyamazken gözlerine
Tutmaya cesaret edemezken ellerini.
Ve bütün cümlelerin sustuğu o yerde
Sessiz bir haykırıştı yüreğim
Eşsiz bir mutluluktu yaşadığım
Sen benim adını koyamadığımdın
Senin adın kavuşmak olsun.

Son bahar yaprakları dökülürken içimden
Hazanı yasarken bahar kokulu sabahlar da
Yüreğim üşürdü gözlerimden sel olup akan yağmurda
Sırıl sıklam ıslanırken ruhum
Solmuştu bahçemde ki tüm güller
Sen o bahçemdeki açan tek güldün
Sen adını koyamadığımdın
Senin adın kavuşmak olsun.

Dağ çiçeğim yaban gülüm asi sevdam.
Saçının bir teline bir ömür adadığım
Gözündeki bir damla yaşına şehirleri yaktığım
İsyanım feryadım kavuşulmazım
Sen vazgeçemeyeceğim yasaklım
Sen adını koyamadığım
Senin adın kavuşmak olsun.

Sen benim yanı başımdaki uzağım
Sen benim uzağımdaki en yakınım
Dokunmam yasak sevmem yasak
Sensiz bu hayatta yaşamak tuzak
Sen adını koyamadığım
Senin adın kavuşmak olsun.

Sisli bir gecede ses olup da gel
Bir sonbahar gününde yağmur olup da gel
Soğuk bir kış gününde rüzgar olup da gel
Ilık bir yaz gecesinde düş olup da gel
sen bana yasaklarından sıyrılıp da gel
Sen adını koyamadığım
Senin adın kavuşmak olsun.

Bir gün gelirde tutarsam ellerini
Bakarsam gözlerine sevgi dolu
Doğarsa sende yeniden bu beden
Ve o gün verirsem şayet son nefesimi
Ölmeden haykırmak isterim son bir kez
Sen adını koyamadığım
Sen yaban gülüm sen dağ çiçeğim
Sen ruhu revanım sen yaşama sevincim
Yasaklım adı bende saklım
Senin adın kavuşmak olsun
Senin adın
Senin adın seviyorum olsun
Seviyorum olsun
Seni seviyorum,seni seviyorum.

-Sabahattin Ali-

Mayıs 2018 Etkinliği : Hikaye 15
Yazar: Fox Mulder
Hikaye Adı : Hayal veya Gerçek
Link: #29392131

Saatlerdir rıhtıma yanaşmış olan Rus bandıralı bu gemiyi gözlüyordum. Yanıma aldığım çekirdekler biteli saatler olmuştu. Geminin ışıkları tamamen kapalı ve göze çarpan en ufak bir hareketlilik dahi yoktu. Gerçek oralarda bir yerdeyse sonsuza kadar beklemek sorun değildi ama ya değilse? Ya yine yanıldıysam?

Düşüncelerimi çalan telefon böldü. Arayanın Scully olduğunu görünce telefona cevap verdim.
“Mulder, neredesin?”
“Dünya üzerinde bir yerlerde ufak bir çekirdek kabuğu öbeği yapmakla meşgulüm saatlerdir.”
“Skinner saatlerdir seni arıyor. 2 gün önce kiraladığın bir arabayla kimseye haber vermeden ayrılmışsın.”
“Yeni bir iz üzerindeyim.”
“Mulder, bana neden haber vermedin?”
“Haber kaynağım her kimse, yalnız gelmemi istedi.”

Scully yeni bir cümle kurmaya çalışırken geminin güvertesinde iki gölgenin hareket ettiğini gördüm.

“Şu an kapatmam lazım. Sana tekrar ulaşıncaya kadar Skinner’ı oyalamaya çalış.”
“Muld…”

Cevabı dinlemeden telefonu kapattım. Arabadan inip, hızla gemiye doğru ilerlemeye başladım. Güvertede gördüğüm iki gölgenin ellerinde bir çanta ile gemiden inip, ileride bekleyen Ford’a doğru gittiklerini fark ettim. Karanlıkta yüzlerini seçmeme imkân yok ama karanlık beni de kamufle ettiği için pek fazla umursamadım. Olabildiğince sessiz ve hızlı olarak gemiye girdim, Rusça birkaç söz duyunca kendimi kapısını açık bulduğum ilk yere attım. Burası depo gibi bir yerdi. Bir sürü çuvalla dolu bir depo. Havayı koklayınca içerinin yoğun bir şekilde çay koktuğunu fark ettim. Çuvallardan birini hafif aralayınca yanılmadığımı anladım. Delil poşetine örnek almak için hamle yapacağım sırada Rusça konuşmaların yakınlaştığını fark ettim. Örnek almaktan vazgeçip, ses çıkarmadan beklemeye başladım. Kapının önünde sesini ayırt edebildiğim üç kişi konuşuyordu. İçlerinden birisi birden Rus aksanıyla da olsa akıcı bir şekilde İngilizce konuşmaya başladı. Bir telefon görüşmesi yapmaya başladığını anladım.

Gemi rıhtıma yanaştı ikinci aşama için emirlerinizi bekliyoruz.”
“Evet, doğrudan Türkiye’den geliyor ve birinci kalite.”
“Evet, Karadeniz Bölgesi’nden toplandı.”

Telefon görüşmesi bitince, az önce İngilizce konuşandan Rusça birkaç kelime geldi ve yürümeye başladılar. Adamlar uzaklaşınca tekrardan çay çuvalının başına döndüm, delil poşetine çay örneği alıp, çuvalı ilk konumuna getirdim ve yavaşça deponun kapısını açtım. Sessizce gemiden aşağı indim ve arabaya doğru koşmaya başladım. Arabaya bindikten sonra, hızla limandan ayrılıp, Scully’yi aradım.

“Mulder, az önce neler oldu? Telefonu neden kapattın ve tekrar aradığımda neden açmadın?”
“Yarım saat içinde laboratuvarda olman lazım. Rusya’dan gelen geminin içerisi çay ile dolu.”
“Yani? Gecenin saat üçünde beni çay içmeye mi davet ediyorsun?”
“Çaydan örnek aldım. Analiz yapmamız lazım.”
“Peki, yarım saat içerisinde görüşürüz.”

Arabayla gidebildiğim kadar hızlı olarak Scully’nin yanına ulaştım. Buna rağmen bir saatten önce ulaşamamıştım. Scully yüzüme dikkatle baktı.

“Kaç saattir uyumuyorsun”
“Bilmiyorum. Şimdi bunun hiçbir önemi de yok. O gemide bir şeyler döndüğü kesin ve çayda kesinlikle bir şeyler söz konusu.”
“Peki, sen de bu arada Skinner ile görüşmek isteyebilirsin.”

Skinner’dan bir ton laf işittikten sonra laboratuvara geri döndüm. Scully olması gerektiği gibi analizi tamamlamıştı.

“Çayda herhangi bir sorun gözükmüyor. Haber kaynağın kesinlikle seni kandırmış.”
“Telefonla konuşurlarken duydum, doğrudan Karadeniz Bölgesi’nden geldiğini ve birinci kalite olduğunu söyledi.”
“Açık söylemek gerekirse, bu son iki gününü boşuna harcadığını düşünüyorum. Evine git ve dinlen Mulder.”

Hiçbir şey söylemeden Scully’nin yanından ayrıldım. Eve kadar uyumadan gidebilmek için klasik müzik çalan bir radyoyu ayarladım. Çaykovski’nin Piyano Konçertosu No:1 çalıyordu. Eve kadar hiçbir şey düşünmeden gitmeye ve sıcak bir duş alıp uyumaya karar verdim.

Duşa girip çıktıktan sonra uykuya henüz yenik düşüyordum ki telefonun sesiyle kendime geldim. Gözlerimi ağır ağır açtım ve yerimden doğruldum. Arayan her kimse beni sevdiğinden dolayı aramıyordu. Yanılmıştım, sevdiğinden dolayı arıyor da olabilirdi, çünkü arayan Scully’di.

“Mulder, çay örneği aldığın gemi Rus bandıralı demiştin değil mi?
“Evet.”
“Bu sabah erken saatlerde Rus bandıralı bir geminin limandan ayrıldığını ve açıklarda da battığını öğrendim.”
“Ama nasıl olur, bu kadar kısa süre içerisinde koskoca gemiyi nasıl boşaltmış olabilirler?”
“Bilmiyorum. Belki de boşaltmadan ayrıldı ve batırıldı. Ama şüphelerinde haklı olabilirsin. Daha detaylı analiz yapmak için tekrar laboratuvara döndüm.”

Yerimden kalktım. Tekrardan büroya döndüm. Bodrum katındaki odamda otururken kapının altından bir zarf atıldığını gördüm. Hızla yerimden fırlamama rağmen, kimin attığını görememiştim. Zarfı açtığımda rıhtımda arabanın içerisinde beklerken ve telefonla konuşurken çekilmiş fotoğraflarımla beraber bu işin peşinin bırakmamı söyleyen bir mektup buldum. Eğer bu işin peşini bırakmazsam kaybedenin yine ben olacağımı da söylemeyi ihmal etmemişlerdi.

Hızla odamdan çıkıp, otoparka indim. Arabaya bindiğim sırada yan kapının açıldığını ve içeriye Sigara İçen Adam’ın bindiğini gördüm.

“ Seni or...”
“Sakin olun Ajan Mulder. Buraya sizinle bir anlaşma yapmak için geldim.”
“Seninle hiçbir anlaşma yapmam. O sigarayı da söndür.”
“Anlaşma yapmak zorundayız. Gördüklerin karşısında ispatlayabileceğin çok fazla bir şey yok. Tabii aldığın örnek dışında. O örneği yok edeceksin.”
“Neden yok ediyorum?”
“Kız kardeşini tekrar görmek istiyorsan bu dediğimi yapmak zorundasın. Yoksa bir anlaşmamız olmayacak.”
“O çaylarda ne vardı?”
“Senin ve FBI’daki kimsenin bilmesinin doğru olmadığı şeyler.”
“Örnek laboratuvarda analiz ediliyor. Eğer ki gerçekten bir şey varsa bu ortaya çıkar ve o zaman da sadece ben değil tüm dünya öğrenir.”
“Anlaşmayı unutalım o halde, kız kardeşini tekrar kaybetmeyi göze alacak kadar gözün kara ise yapabileceğim bir şey yok.”
“Kız kardeşim nerede?”
“Anlaşmayı kabul edersen, görebileceksin. Bana güvenmen lazım.”
“Hiç kimseye güvenmiyorum.”
“Bu işi şu an bitirdiğin takdirde hemen kız kardeşinin yanına gideceğiz. Scully’i ara ve o örneği yok ettir.”

Bu adi herife güvenmememe rağmen Scully’i aradım ve örneği yok etmesini söyledim. Dediğimi yapacağından emin olduğum için de cevabı beklemeden telefonu tamamen kapattım.

“Sözümde duruyorum Ajan Mulder. Yalnız benim arabamla gideceğiz.”
“O çaylarda ne vardı.”
“O çaylar, uygun ısı ve sıcaklıkta potasyum bromür ile karıştırıldığında kitlelere istediğinizi yaptırabileceğiniz bir silah olarak kullanılacaktı.”
“Potasyum bromür mü? Sedatif etkisi yüzünden mi?”
“Aynı zamanda anti-epileptik etkisi yüzünden de”

Bir süre konuşmadan sessizce yol aldık. Günlerdir uykusuz olmanın verdiği yorgunlukla uykuya dalmışım. Gözlerimi açtığımda bir hastane odasının içerisinde başımda Scully ve Skinner’ı dikilirken buldum.

“Ben ne zaman buraya geldim.”
“Mulder, bizi çok korkuttun.”
“Ben, ben Sigara İçen Adam ile beraber kız kardeşime gidiyordum.”
“Mulder, seni 2 gün önce kiraladığın araba rıhtımın içinde park edilmiş bir haldeyken baygın bulduk. Buraya geldiğinde hala baygındın.”
“Rus bandıralı bir geminin peşindeydim. Sana da telefonda söylemiştim. Hatta çay örneği almıştım. Sen analiz yapmıştın.”
“Çay örneği mi? Öyle bir şey olmadı hiç. Ancak kanında çok fazla oranda potasyum bromür bulduk. Seni bulmasaydık günlerce orada durabileceğin kadar fazlaydı. Sanırım hayal veya rüya gördün.”
“Kahretsin! Hayal veya rüya değildi. Hiçbiri değildi. Çay, çuvallar dolusu çay vardı. Sigara İçen Adam bana potasyum bromür ile karıştırıldığında neler olabileceğini anlattı.”
Skinner dayanamayıp söze girince susmak zorunda kaldım.
“Ajan Mulder, bu konuyla ilgili saha raporunuza neler yazacağınızı merakla bekliyorum. Rus bandıralı bir geminin oraya hiç yanaşmadığını ve orada herhangi hiçbir şeyin olmadığını iddia ediyorlar. Buna göre 2 gün boyunca boş rıhtımı gözlemlemiş ve sanrı görmüşsünüz.”

Skinner öfkeyle odadan çıkınca Scully’ye baktım.

“Gördüklerimin hiçbiri hayal değildi Scully. O gemi oradaydı, çayları gözümle gördüm. Adamların konuşmalarını işittim. Sonra örneği yok etmem karşılığında Sigara İçen Adam bana kız kardeşimi göstermeye söz vermişti, onu tekrar kaybetmemek için kabul ettim. Sonra arabayla uzun bir yolculuğa başlamışken uykuya yeni düştüm ve bir şekilde Sigara İçen Adam beni oraya, o rıhtıma, geri götürdü ve her şeyi hiçbir şey ispatlanamayacak şekilde yok etti.”
“Mulder, dinlenmen lazım. Bir şey düşünmeden uyumaya çalış lütfen.”

Tekrardan uykuya yenik düşerken hatırladıklarım bunlardı. Gerçek oralarda bir yerdeydi ve ben yine gerçeğe ulaşamadan kaybetmiştim.