Ellerinden tanımammı sandın sadece bir parmağından bile tanırım… ne anlamak istiyorsan onu anla ((REHBER)) Gidipte tanımadığım birine içimi açacak kadar çocuk değilim herşeyin farkında olupta yazdım o yazıları(drkdrms) Amaan neyse benim için biri böyle yazılar yazsa ben geri dönermiydim bilmiyorum Bir daha denemekten korkardım tabi İnsanın en çok zoruna giden şey ise bu kadar fazla konuştuğunu bilip yanında susmak , konuşamamak :(:( Sevgi güzel gelirki kim olsa onu böyle seven birini merak eder yaptığın gibi sadece seven biri işte Seni seven ama sevmediğin kişiye yapacağın en büyük iyilik çekip gitmen olur ,merak falan etme ,git koşarak git bir şekilde git işte Kimi ne kadar çok seversen o kadar değersizleşirsin bunu kabullenmek zor maalesef Gerçekten hayatın en büyük ironisi bu... Karşına seni her şeyden çok seven, değer veren birini çıkarıyor ama kalbin çoktan başka bir enkazın altında nöbet tutuyor oluyor. Onun yanındayken mutlu olacağını çok iyi biliyorsun ama içindeki o 'eskide kalmışlık' yüzünden kime baksan o geçmişin gölgesini görüyorsun. Sırf bu yüzden, karşındakine kırık dökük ve başkasına ait hislerle dolu bir kalple gitmemek için kendi içinde savaşıyorsun.(burda kendimden bahsetmedim çözemediğim sen bu cümleleri andırttırıyorsun) Eda böylemi olacak yani okey gittin tamam böylemi devam edicek sen hergün gelip birşey yazmışmıyım sana yakınmışmıyım diye bakıcaksın sen baktıkça ben yazıcam nereye kadarya bu, beni ben olmaktan çıkarttın ben bu kişi değilimya benimle oyunmu oynuyorsun ne yapmaya çalışıyorsun sen ,yeter cidden çocukmu sandın beni Herşeyin farkındayım Neden bırakamıyorsun bırakya zaten o kadar üzdün tam git vallaha bakma ,umut vermek istemiyorum falan diyordun ,onlarıda unuttum git artık bakma arkana merak falan etme neden merak
Bitiyor muyum? Oysa sonsuza dek kalacağımı sandım Gitmem gerek vakit bitmiş Yazacağımı yazdım Geriye bir "Şer" kalır Amaçsız cümleleri suskun Razıyım çok yazdım Tüm kinimi kustum
Müzik
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Ahmet Muhip Dıranas
"Ey unutuş! Kapat artık pencereni Çoktan derinliğine çekmiş deniz beni Çıkmaz artık sular altından o dünya Bir duman yükselir gibidir kederden Macerası çoktan bitmiş o şeylerden Amansız gecenle yayıl dört yanıma Ey unutuş! Kurtar bu gamlardan beni."
Kurtarmak
GİDEN AMA BİTMEYEN
İnsan birini kaybedince,eğer o kişi hâlâ bir yerlerde nefes alıyorsa… acının bir sınırı olmuyor. Ölüm gibi değil bu. Bir mezarın yok başında ağlayabileceğim. Bir vedanın yok,kapanmış bir hikâyenin kesinliği yok. Sen… sadece yoksun. Ama varsın da. İşte en çok bu yoruyor beni. Seni bir şehirde yürürken hayal ediyorum bazen. Belki bir kafede oturuyorsun,belki birine gülüyorsun. Belki benimle sustuğun cümleleri,şimdi başkasına kuruyorsun. Bu ihtimaller… İnsanı içten içe kemiren sessiz canavarlar gibi. Ve ben her gece,aynı sorunun içinde kayboluyorum: "Ben bunu kendime de sana da neden yaptım? Neden engel olmadım,neden susturamadım pas tutmuş bu yüreğimin sesini ... neden? Bir insan,birini bırakıp gidecek noktaya mecburiyetin o soğuk duvarlarını yıkarak gelir. Anladım... Peki ya sevgi azalır mı… yoksa sadece bir gün,bir taraf susmayı mı seçer? Sen sustun. Ben hâlâ konuşuyorum… ama sadece kendi içimde. Çünkü sana ulaşmanın hiçbir yolu yok artık. Ne bir mesaj, ne bir ses, ne de bir “nasılsın” ihtimali… Beni en çok yoran şey sensizlik değil aslında. Alışabilirdim belki. Ama bu… Bu yarım kalmışlık hissi…
Aşk
kendimi nasıl bağışlayabilirim?
Son on gün... Takvimde yalnızca on gün yazıyor belki ama insanın içinde geçen zamanın bir ölçüsü yok. Bazen bir gece yıllar sürüyor, bazen yıllar bir an kadar kısa geliyor. Benim için buradaki son on gün, içimde yıllardır biriken bütün sessizliklerin aynı anda konuşmaya başladığı günler oldu. Midem bulanıyor, uykularım bölünüyor, saçlarım avuçlarıma dökülüyor. Durup dururken öfkeleniyorum, sonra o öfkenin altında eziliyorum. Sanki bedenim artık taşıyamadığı bir yükün altında çatırdıyor. Ve ne gariptir ki bütün bunların sebebini biliyorum. İnsan başkalarının açtığı yaralara alışabiliyor. Bir süre sonra acının şekli değişiyor, kabuk bağlıyor, unutuluyor sanıyor. Ama kendi elleriyle açtığı yaralar öyle değil. Onlar gece herkes uyuduğunda yeniden kanıyor. Aynanın karşısına geçtiğimde yüzümü değil, hatalarımı görüyorum. Her biri gözlerimin altında morluk olmuş, omuzlarıma ağırlık olmuş, kalbime taş olmuş. Gölgem karşıma geçip tek tek anlatıyor onları. Unutmaya çalıştığım her şeyi yeniden hatırlatıyor. Ben de dinliyorum. Çünkü inkâr edecek gücüm kalmadı. Belki de insanın en büyük yanılgısı, kendisini geçmişteki bilgeliğiyle yargılamasıdır. Bugün bildiklerimle dönüp dün yaptıklarıma bakıyorum ve kendime kızıyorum. Oysa o günkü ben, bugünkü kadar güçlü değildi. O günkü ben, sevmenin bazen insanı kör bıraktığını bilmiyordu. Kalmanın da bir yara olduğunu bilmiyordu. Kendi sınırlarını çiğneyerek başkalarına yer açmanın bir gün insanı evsiz bırakacağını bilmiyordu. Ama yine de affedemiyorum kendimi. Çünkü insan bazen gerçeği öğrenince cahilliğini bağışlayamıyor. En çok da buna kırgınım. Bana zarar veren insanlara değil. Onlar çoktan yollarına gittiler. Kimisi mutlu oldu, kimisi olmadı, kimisi beni çoktan unuttu. Ama ben burada kaldım. Aynı hikâyenin içinde, aynı cümlenin
DOSTUM SAYE
Odanın köşesinde, lambanın sarı ışığıyla duvara vuran o tanıdık gölgeye baktı. Saye, her zamanki gibi oradaydı; sessiz, yargılamayan ve sabırlı. Güvenini kaybeden, insanların menfaat duvarlarına çarpa çarpa kalbi nasır tutan bir ruhun tek sığınağıydı o. Derin bir nefes aldı ve sessizliği fısıltısıyla böldü: "O saf, o temiz duygularımı yitirdim ben Saye... Biliyorum, bazen benim hayali dostum olmak senin de canını sıkıyor. Ama ne yapayım? Etrafta o kadar menfaatçi insan varken, kime inanıp kime dost olabilirdim ki? En son 'dostum' dediklerimin bana ne yaptığını, içimde neleri yıkıp geçtiğini en iyi sen gördün." Saye, duvarda hafifçe kıpırdar gibi oldu. Belki de sadece rüzgardan titreyen perdenin oyunuydu bu, ama onu anladığını biliyordu. İçindeki asıl fırtınayı koparan, göğüs kafesini daraltan o yeni duyguyu dile getirmek için yutkundu. Gözlerinin önünde beliren çehreyle yüzünde istemsiz, buruk bir gülümseme açtı. "Sana ne diyeceğim Saye... Bir kızla tanıştım. Ses tonunu bir duysan, senin bile yüzün kendiliğinden tebessüm eder, öyle duru, öyle huzurlu. Ama korkuyorum. Ufaktan kendimi ona kaptırıyorum galiba. Benim yaralarım var Saye... Ve birilerini, hele ki o bunu hiç hak etmezken, sırf canımın acısını dindirsin diye yara bandı yapmak istemiyorum. Ya ona karşı hissettiklerim gerçek değilse? Ya sadece yaralarımdan ötürü, sırf o hiç tatmadığım sevilme ihtiyacını duyduğum için ona sığınıyorsam?" Aklına gelen isimle odadaki hava birden ağırlaştı. Dört yıl öncesinin o geçmeyen, sızlayan pişmanlığı çöktü omuzlarına. "Hem... Ben dört sene önce Kafnu’yu kaybettiğimde ne kadar pişman olduğumu, içimin nasıl kavrulduğunu en iyi sen biliyorsun. Gecelerce senin karşında ağlamadım mı? Ya şimdi Kafnu geri gelirse? Ya yine yerinin dolu olduğunu görürse? Bu sefer tamamıyla gider,