Ayfer Tunç sadece yazmıyor; insanın ruh haritasını yeniden çiziyor. O yazsın, biz nefesimizi tutup okuyalım. Son şaheseri Annemin Uyurgezer Geceleri, bittiğinde insanı kendi hayatıyla baş başa bırakan cinsten. Sarsıcı. Akıldan çıkmayacak kadar derin.
Şehnaz, annesi ve anneannesiyle yaşayan bir kadın. Hayatı zaten kırık dökük. Üniversitedeki hocasıyla tam otuz yıl süren yasak bir aşkın pençesinde. Aşk mı? Yoksa bir tür bağımlılık ve ruh kanseri mi? Şehnaz, bu manipülatif ilişkinin içinde kendini feda ederken statüsünü de yitiriyor. Aşıklıktan köleliğe evrilen acı bir ömür onunki.
Fakat asıl fırtına bir gece yarısı kopuyor.
Şehnaz, annesinin uyurgezer olduğunu fark ediyor. Ve o uykulu gecelerde, annesinin dudaklarından dökülenleri dehşet içinde dinliyor. Sırlar birer birer bocalıor üzerine. Geçmişe, ebeveynlerine, hatta üst kuşak atalarına dair doğru bildiği tüm yanlışlar paramparça oluyor. Hayat ardı ardına tokatlar indiriyor genç kadına. Bir elinde yeni gerçekler, diğer elinde öğrenmek istemediği belirsizlikler...
Bu sadece Şehnaz’ın ya da annesinin hikayesi değil. Bu, bir ailenin dört kuşak kadınının genetik geçişli acılarının öyküsü. Anneden kıza devredilen mutsuzluklar, kopuk anne-kız ilişkileri ve zehirli bağlar. Kendi hayatlarımızı mı yaşıyoruz, yoksa üzerimize biçilen kaftanların içine girmeye mi çalışıyoruz?
Unutmak, beynimizin hayatı sürdürebilmek için bulduğu en muhteşem çözümdü belki de. Ama ya uyanırsak? Ya uyurgezerlik, içimizdeki gizli acıların dışavurumuysa?
Hem duygusal, hem gizemli, hem de fazlasıyla sarsıcı. Şiddetle, ısrarla tavsiyemdir. Okuyun ve uyanışın karanlığıyla yüzleşin.