Asılacak Kadın İncelemesi -Spoiler içerir-
10/10
·152 syf.··
2026 15. kitabı
Yıllardır uygulamayı kullanıyorum ilk kez inceleme paylaşacağım. Bunu da bana, ruhuma çok ağır gelen ama ağırlığında bunun geçmişte bir yerlerde gerçekten yaşanmış olduğunu bilmek ve hala bunun gibi canice olayların günümüzde yaşanıyor olabileceğinin farkında olduğumuz Asılacak Kadın kitabı ile yapmak istedim. Kitap üç kişinin bakışından ayrı ayrı okuduğumuz bilinç akışı tekniği ile yazılmış bir cinayet romanı. İlk bölümde hakimin ağzından okuduğunuzda onun gözünden çok basit bir para için yapılan aşk cinayeti gibi etiketleniyor durum. Hakimin geçmiş sancılarının etkisiyle Melek’i etiketlemelerini okuyor ve kesin suçuna hükmediyorsunuz. Çünkü bir insan konuşmuyorsa kesin suçludur. Sonra Melek’in gözünden okuduğunuzda bütün vahşet damarlarınıza işliyor. Defalarca kalbim sıkışıp, kitabı kapatıp soluklanıp tekrar devam ettiğim bir kitap oldu. Bir kadın olarak Melek’i anlamaya çalışmak çok ağırdı. Daha çocukluğundan itibaren değer verilmemiş, dinlenilmemiş bir çocuk bir kadın Melek. “Köylü” denilip hor görülen, aileye biraz para verilerek üzerindeki bütün hakimiyet ele geçirilen, kaba tabirle bir nesne obje yani. O kadar ezilmiş, küçümsenmiş, sahipsiz bırakılmış ki kendini savunmasını bırak,kimsenin onu kurtaramayacağını sonsuz kabul edip herşeyi bırakmış bir kadın Melek.. Son olarak Yalçın.. Melek’in namıdiğer “kurtarıcısı”. Yalçın da diğer herkes gibi önce Melek’ten alacağını aldı, herkes gibi bu vicdansızlığa ortak oldu. O nedenle benim için bir kurtarıcı değil kesinlikle. Son olarak da herkesin de yazdığı Pınar Kür’ün muhteşem savunmasını okuyarak kitabı tamamlıyorsunuz. Bu kitapta gerçekten cinselliğe odaklanabilen, tahrik edici unsur bulabilen var mı bilmiyorum. Bana çok ağır gelen ama kaldırabilecekseniz kesinlikle okunması gerektiğini düşündüğüm bir kitaptı.
Asılacak KadınPınar Kür · Can Yayınları · 202611,8bin okunma
Sadece Bir Polisiye Değil, İnsan Psikolojisine Yolculuk
Puan vermedi·224 syf.··
2026 23. kitabı
Başkomser Nevzat karakterini zaten seviyorum. Onu diğer polis karakterlerinden ayıran şey sadece zekâsı değil; vicdanıyla hareket etmesi. Olayları çözerken insanları anlamaya çalışması, hikâyelere duygusal bir derinlik katıyor. temposu oldukça akıcı. Birkaç akşamda rahatlıkla bitirilebilecek bir eser. Bununla birlikte, ilk hikâyenin etkisi bende diğer iki öyküden daha fazla kaldı. Hatta o hikâye tek başına roman olarak işlenseydi çok daha güçlü bir eser ortaya çıkabilirmiş diye düşündüm. Ahmet Ümit'in dili yine sade, akıcı ve sürükleyici. Gereksiz ayrıntılara boğmadan merakı sürekli canlı tutuyor. Polisiye sevenler için zaten güvenli bir tercih; ama edebiyatla harmanlanmış bir polisiye okumak isteyenler için de oldukça keyifli. Cinayetlerin çözümü kadar, insan ruhunun karmaşıklığını da okumayı seviyorsanız bu kitabı kesinlikle tavsiye ederim. Ahmet Ümit bir kez daha gösteriyor ki iyi bir polisiye, sadece suçu değil; insanı da anlatmalıdır.
Aşkımız Eski Bir RomanAhmet Ümit · Yapı Kredi Yayınları · 202331,4bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Puan vermedi·500 syf.··
2026 36. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 29 Haziran 2026 07:40
İnsanların keşkeleri varsa toplumlarında keşkeleri vardır. Bu kitabı okurken bireysel ve toplumsal keşkelerimizin çokluğunu görüyoruz. Kitapta keşkelerle örülü bir aşk öyküsü özelinde 1940-1980 dönemini okuyoruz. Bu döneme ait çok güzel detaylar var kitapta. Özellikle Köy Enstitülerine ait detaylar çok kıymetli. Bu bölümleri okurken eğitime dair yaptığımız hataların farkına varıyoruz. “Hayatta öyle seçimler yapmalıyız ki kazandığımız şeyler, kaybettiklerimize değsin.” Keşke ne kadar önemli bir sözcüktür, değil mi? Içinde tonlarca duygu barındırır. Bazen yaşanmış olanları yaşamamayı dileriz, bazen de yaşanma ihtimali varken elimizden kayan anları yaşamak.” “Keşke” bireyin hayatını şekillendiren seçimleri, pişmanlıkları ve kaçırılmış fırsatları merkeze alan duygusal ve tarihî bir romandır. Köy Enstitülerinin toplumsal etkisini arka plana yerleştiren eser, yalnızca bir aşk hikâyesi anlatmaz; aynı zamanda Cumhuriyet’in eğitim anlayışı, değişen toplum yapısı ve bireyin kaderini belirleyen sosyal koşulları da sorgular. Romanın en güçlü yönlerinden biri, “keşke” kavramını yalnızca bir pişmanlık sözcüğü olarak değil, insan yaşamının ortak duygusu olarak işlemesidir. Karakterlerin aldıkları kararlar, söyleyemedikleri sözler ve kaçırdıkları fırsatlar, okuru kendi hayatıyla yüzleşmeye davet eder. Yazarla tanışma kitabım oldu. Çok severek okudum kitabı. Ayrıca yazarımızın nahifliğine de hayran kaldım. Bu benim için çok önemli bir detay.
KeşkeSema Soykan · Alfa Yayınları · 20212,033 okunma
çok sevdim, ağladım, güldüm, sinirlendim
9/10
·624 syf.··
2026 7. kitabı
SPOİLER OLACAK!!!! öncelikle kitap çok hoşuma gitti. kesinlikle öneririm. ikinci olarak ben linanın Can'ı aldatmasına çok üzüldüm ve Ege ile lina ya soğudum biraz. can her ne kadar pislik biri de olsa lina önce ayrılmalı ondan sonra egeye gitmeliydi.(burda can'ı savunmuyorum sadece lina haklıyken haksız duruma düştü diyorum. can da haklı değil ama işte.) ama olsun herkes güllük gülistanlık değil maalesef ve yazarın kitap karakterlerine mükemmel bir karakter yazmaması da hoşuma gitti bir yandan çünkü hikayeye gerçekçilik katmış. onun dışında poyraz ve mira ilişkisi bana geçmedi. poyrazın miranın ve tunanın (tunayı ayrıca konuşcam) rüyayı öldürdüğünü ve bunu sakladıklarını öğrendiğinde hâlâ mirayı savunması bana çok saçma geldi. aslında bütün arkadaş grubunun saklayacağını söylemesi bana saçma geldi ve çok sinirlendim. poyaz ve miranın aralarındaki o toksik ilişkiden bi süre sonra gına gelmişti. mirayı hâlâ sevmiyorum bu arada. o poyrazla benden uzakta olsunlar kahdlajdojs lina ve ege... her ne kadar ilişkileri bir aldatma ile başlasa da çok güzeller. ama işte başlangıçları iyi değildi. benim kesin ahlaki ölçülerim var o yüzden maalesef bu aldatma olayında çok netim. bu da benim öznel görüşüm. ve gelelim katile yani tunaya... arkadaşlar ben mi körümde okurken görmemişim anlamamışım ama katil nasıl tuna olabilir ya? hani bana hiç mantıklı gelmiyor. hiç işaret almadık. tunanın o ilk bölümlerdeki Yakamoz'da olan mira ile bakışmaları dışında hiçbir şüpheli davranışını hatırlamıyorum.(ki o da lina bıçaklanmadan önceydi) ben rüzgar sanmıştım çünkü bilmeceleri çözebiliyordu falan ne biliyim. eğer katilin tuna olduğuna dair bir işaret varsa bana söyler misiniz? hâlâ anlamıyorum. kitaba bayıldım ama genel olarak bakarsak acı-tatlı, kriz geçirmelik-romantik bir
Kayıp YansımaDilara Keskin · İndigo Kitap · 2025261 okunma
Puan vermedi·168 syf.··
2026 33. kitabı
Kürk Mantolu Madonna, Sabahattin Ali'nin insan ruhunu, yalnızlığı ve karşılıksız gibi görünen sevgiyi derin bir duyarlılıkla anlattığı unutulmaz bir roman. Raif Efendi'nin sessiz hayatının ardındaki büyük aşk hikâyesi, okuru önyargılar, içe kapanıklık ve hayatın kaçırılan fırsatları üzerine düşündürüyor. Sade ama etkileyici diliyle ilerleyen eser, duyguları abartıya kaçmadan hissettirmeyi başarıyor. Bitirdiğinizde yalnızca bir aşk hikâyesi değil, insanın anlaşılma ve sevilme ihtiyacını anlatan güçlü bir roman okuduğunuzu hissediyorsunuz.
Kürk Mantolu MadonnaSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2025376,8bin okunma
Başarı mı?
Puan vermedi
Merhaba sevgili 1000Kitap sakinleri, sanırım ben Martin Eden’ı yanlış zamanda değil, fazla gerçekçi bir kalple okudum. Çünkü herkesin “azmin destanı” dediği yerde ben, insanın kendi hayatını ağır ağır tüketişini gördüm. Martin’in açlığı beni etkilemedi mesela. Dört saatlik uykular, durmadan yazılan sayfalar, bedenini yok sayacak kadar büyütülen o hırs… Bunların hiçbiri bende hayranlık uyandırmadı. Aksine, insanın kendi ruhuna uyguladığı sessiz bir şiddet gibi geçti satırların arasından. En çok da başarıya yüklenen o kutsallık yoruyor beni. Çünkü roman boyunca Martin hep “bir gün” için yaşıyor. Bir gün anlaşılmak, bir gün yükselmek, bir gün kabul görmek… O bir gün uğruna bugünü aç bırakıyor, uykusuz bırakıyor, sevgisiz bırakıyor kendini. Ve kimse bunun trajedi kısmından bahsetmiyor. Üstelik bütün bunları yaparken hayatın en gerçek şeylerini kaybediyor: huzuru, sağlığını, gururunu… ve Ruth’u. Oysa insan bazen bir masada sevdiği kadınla huzur içinde oturabiliyorsa başarılıdır. Bir geceyi borç düşünmeden uyuyarak geçirebiliyorsa başarılıdır. Kendini kanıtlamak uğruna kendi ömrünü harcamıyorsa başarılıdır. Martin ise hayatı yaşamaktan çok, hayatın karşısında kendini ispat etmeye çalıştı. Bu yüzden roman bittiğinde aklımda “başardı” duygusu kalmadı. Sadece geç kalmış bir zaferin soğukluğu kaldı. Çünkü bazı insanlar istedikleri yere vardıklarında artık o yere varacak hâlleri kalmamış oluyor. Martin Eden
Alıntı
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,4bin okunma