•Sağa, yani mâzi olan geçmiş zamana bakıp tesellî ararken bana mâzi, pederimin ve ecdâdımın ve nev'imin bir mezar‑ı ekberi sûretinde göründü; tesellî yerine vahşet verdi.
•Sol tarafım olan istikbâle, derman ararken baktım. Gördüm ki: Benim ve emsâlimin ve nesl‑i âtînin büyük ve karanlıklı bir kabri sûretinde göründü; ünsiyet yerine dehşet verdi.
•Sağ ile soldan tevahhuş edip, hazır günüme baktım. O gafletli ve tarihvâri nazarıma o hazır gün, yarım ölmekte ve hareket‑i mezbûhânedeki ızdırap çeken cismimin cenazesini taşıyan bir tabut sûretinde göründü.
•Sonra bu cihetten dahi meyûs olunca, başımı kaldırıp ömrümün ağacının başına baktım, gördüm ki: O ağacın tek bir meyvesi var, o da benim cenazemdir; o ağaç üstünde duruyor, bana bakıyor.
•O cihetten dahi tevahhuş edip başımı aşağıya eğdim. O ömür ağacının aşağısına, köküne baktım, gördüm ki: O aşağıda olan toprak, kemiklerimin toprağıyla, mebde-i hilkatimin toprağı birbirine karışmış bir sûrette ayaklar altında çiğneniyor gördüm. O da derman değil, belki derdime dert kattı.
•Sonra, mecburiyetle arkama baktım, gördüm ki: Esâssız, fânî olan dünya, hiçlik derelerinde ve yokluk zulümâtında yuvarlanıp gidiyor. Derdime merhem ararken, zehir ilâve etti.
•O cihette dahi hayır göremediğimden, ön tarafıma baktım, ileriye nazarımı gönderdim. Gördüm ki; kabir kapısı tam yolumun üstünde açık görünüp, ağzını açmış bana bakıyor. Onun arkasında, ebed tarafına giden cadde ve o caddede giden kafileler uzaktan uzağa nazara çarpıyor.