Puan vermedi·440 syf.··
2026 33. kitabı
GELGİT #kitapyorumu "Bazen hislerimi nasıl açıklayacağımı bilmiyorum. Sonra sen birden onları kelimelere döküyorsun." "Ne dedim ki?" "Enkaz içinde bir umut olduğumu söyledin. Ama o ışığı ortaya çıkaran sendin." Yazarın kalemiyle ilk kez tanışıyorum. Kitabın baskısına bayıldım ve içeriği de oldukça farklıydı. En başta ne kadar zoraki evlilik teması işlenmiş gibi dursa da sayfalarda ilerledikçe sizi şaşırtacak ters köşelerle doluydu. Kaleminin bu yönünü de ayrı sevdim. Daha ilk sayfalardan itibaren karakterlerin çaresizliğini, arkalarından dönen oyunları ve mecburiyetleri iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Babasının batmakta olan şirketini kurtarmak için kendi kızını feda etmesini okurken Sırma’nın hayalkırıklığına ortak olmamak imkansızdı. Sırma, karşısında devasa bir düşman beklerken çocuksu, naif ve elinde oyuncağı olan, sadece "babam derse..." diye yaşayan bir adam buluyor. Zoraki evlilik kurgularında genellikle karşımıza acımasız, sert ve baskın erkek karakterler çıkar ya; bu sefer durum çok başka, çok daha sarsıcıydı. Aras, 28 yaşında heybetli bir adam olsa da, geçmişte yaşadığı o korkunç travmanın ağırlığı altında ezilmiş, zihni kendini korumak için 6 yaşındaki bir çocuğun naifliğine sığınmış... Hikayenin bu yöne evrileceğini asla tahmin etmezdim. Sırma ilk başta hissettiği öfke ve çaresizlikle Aras'a sert çıksa da, onun bu savunmasız ve manipüle edilmiş saf halini gördükçe içindeki korumacı şefkat uyanıyor. İlerleyen bölümlerde Aras’ın bu durumunun arkasındaki gizem perdesi de aralanıyor. Aras’ın o büyük krizinin arkasındaki trajediyi ve babasının acımasızlığını okurken sayfaları nasıl çevirdiğimi bilemedim. Aras’ın dünyayı neden reddettiğini, zihninin neden 6 yaşında kalmayı seçtiğini çok iyi anladım. Sırma da tüm bu anlarda Aras'ın yanında oldu, hikayenin
1000Kitap
GelgitSu Akar · Juno Kitap · 202629 okunma
Ay ışığı ve yakamoz
10/10
·352 syf.··
2026 23. kitabı
Selamlar nasılsınız Bugün size kalemine her kitapta biraz daha hayran kaldığım yazarımın yeni kitabı #ayışığıveyakamoz ile geldim. Gerçekten anlatırken bile içim ısınıyor. Çünkü içinde ne ararsanız var çocukluk aşkı, mahalle sıcaklığı, abimin arkadaşı klişesinin en güzel hali, asker bir erkek karakter ve kalbiyle savaşan bir kız. Gelelim konusuna… Gülce… Bozcaada’da annesi ve abisiyle yaşayan, psikoloji okuyan genç bir kız. Babası şehit olmuş. Ve annesi o kaybın ardından çocuklarını adeta bir fanusun içinde büyütmüş. Gülce’nin hayatı ev, okul ve pastane arasında sıkışmış. Öyle ki annesi okuduğu kitaba bile karışacak kadar baskın biri. Ama kalp işte. Söz dinlemiyor. Gülce lise yıllarında komşularının oğlu Sancak’a aşık oluyor. Fakat iki aile arasındaki bitmeyen gerginlik, abisinin Sancak’la yaşadığı büyük kavga derken. Gülce aşkını kalbine gömmek zorunda kalıyor. Derken bir gün Sancak askerden dönüyor. Ve Gülce’nin karşısına çıkan kişi, giden genç değil… resmen taş gibi bir adam olarak döner. İnsan “unutmuşum” sanıyor ama kalp asla unutmuyor. Gülce annesi işi çıktığı için pastanede olduğu bir gün Sancak, Mert ve Fatih oraya gelirler. Sancak yardım etmek istediğinde gülce ona "gerek yok abi " Dediğinde Sancak’ın “bana artık abi deme” dediği an… işte orada kalbim bir durdu Sancak konuşmak istiyor, artık kaçmak istemediğini söylüyor. Gülce istemese de buluşmaya gidiyor. ama saatlerce bekliyor ve Sancak gelmiyor. Sonra bir telefon ve Sancak’ın mahalleyi terk ettiğini öğreniyor. İşte tam burada kalbim kırıldı. İki yıl geçiyor Gülce bir ödev için Gelibolu’da bir karargaha gidiyor ve röportaj yapacağı askerle karşılaşıyor. Tahmin edin kim? Evet evet Sancak. O anki şoku, o duyguyu gerçekten iliklerime kadar hissettim. Sancak bu sefer kaçmıyor. Açık açık sevdiğini söylüyor,
1000Kitap
Ay Işığı ve YakamozÜmran Tan · Pukka Yayınları · 2026128 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Unutma yetisini kaybeden bir kadının hikâyesi!
9/10
·440 syf.··
2026 10. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 26 Şubat 2026 17:15
Başlarken alelade bulduğun kitaplar soğuk su gibi çarpabiliyor biterken insanın yüzüne. Ve sen, unuttum sandıklarını unutmadığını, yaşadığın hayatın kendi hayatın olmadığını, asıl hayatını içinde yaşayan bir uyurgezer olduğunu anlıyorsun, uyandığında. Bir aydınlanma uyanmak, kişinin aydınlık sandığı hayatına olanca karanlığıyla çöken. “Oysa unutmak insan beyninin hayatı sürdürebilmek için bulduğu en muhteşem çözümdü.” “Ama yaralıydım, yaralanınca insanın annesine ihtiyacı olurdu.” “Kırk beş yaşındayken kendini asarak öldüren Esme’nin varoluş hikâyesinin yanında anneannemin hikâyesi hiçti. Elli yedi yaşında beyin kanamasından ölen anneannemin varoluş hikâyesinin yanında annemin hikâyesi hiçti. Yetmiş altı yaşında annesi gibi beyin kanamasından ölen annemin varoluş hikâyesinin yanında benim hikâyem hiçti.” Herkesin bir varoluş hikâyesi var ağırlığını kendi taşıdığı, Ve sancısı, kendisinin dahi bilmediği derinliklerinde en olmadık zamanlarda açığa çıkan. Kendi hayatlarımızı yaşamıyoruz aslında, üzerimize biçilmiş kaftanların içine girmeye çalışıyoruz, yeter ki dışarıya sırıtmasın! Evcil acılarımız var, kolay kolay açığa çıkmayan. Aile yaraları, aile yalanları, kimi zaman başa geliş, kimi zaman yanlış seçişler. Dışarıya hissettirmeden yaşamaya çalışıyoruz. Sonra bir bakıyoruz, en yakınımızda biri intihar etmiş, “Hiçbir derdi yoktu oysa.” Ne yükler sırtlıyor insan kimsenin bilmediği… instagram.com/reel/DTn1MQPDPc... Bir bakıyorsun annen, annen; baban, baban değil, bir bakıyorsun, sevildiğini sandığın hayatı ömür boyu sevilmeden tüketmişsin, bir bakmışsın kimsen yokmuş, bir varmışsın bir yok olmuşsun. “Yalnız annemin değil kadın cinsinin tümünün çağlar boyunca uğradığı bu haksızlık can yakıcıydı.” “Yaralar vardır hayatta, ruhu
Annemin Uyurgezer GeceleriAyfer Tunç · Can Yayınları · 20267,2bin okunma
Puan vermedi·400 syf.··
2026 14. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 07 Şubat 2026 20:41
#bıçaksırtıhezeyan #hümeyra "Bazen insan kendi hikayesinin sonunu kendi yazıyordu ve her hikaye mutlu bitmiyordu." İskender sevdiği kadının vurulması sonucu artık durdurulamaz olmuştur. Bunun arkasındaki kişiyi bulmak için ant içmiştir. Gazino bir süredir kapalıdır ve herkes neler olacağını merak eder. İskenderin tek derdi ise Dila’nın iyileşmesi ve alınacak intikamıdır. Dila için artık yeni bir dönem başlar. Hastaneye Cavidan olarak giren genç kadın İskender sayesinde Dila olarak çıkar. Bütün her yerde artık kendi adını kullanacaktır. İskender ve Dila bu olaydan sonra bir dakika vakit kaybetmek istemezler. Onca yılın sonunda kavuşmak için beklememeye karar verirler. Ancak düşmanları kavuşmamaları için her şeyi yapacaklardır. Diğer taraftan Ali ve Şahnar nişanlılık oyununa devam ederler. Ali çok nettir ama Şahnar hala hem kendinden hem de Ali’den emin değildir. Ali’nin geçmişini de öğrenmesi genç kadının kafasını karıştırmaya yeter. Bu karanlık dünyada kavuşmak kolay değildir. Ve onlar için yeni çıktıkları bu yolda daha birbirlerini doğru dürüst tanımadan imtihanlarla sınanacaklardır. Sırların ortaya çıkması ile Dila ve İskender farklı yerlere savrulurlar. Ancak bu ayrılık iki taraf içinde ölümden farksızdır. İhanetler, sırlar, fedakarlık ve ölümle yoğurulmuş bu dünyada İskender, Dila, Ali ve Şahnar’ı daha zor günler beklemektedir. Serinin ikinci kitabı Hezeyan adı gibi bir hezeyan yaşattı gerçekten. Bütün sırların ortaya çıktığı, herkesin birbiri ile yüzleştiği ve bolca acının olduğu bir final oldu. Çok üzgünüm gerçekten Olabilecek, olması gerekenler için üzgünüm. Dila ve Şahnar’ın sebep oldukları için ise sinirliyim. Ahh İskender… Bu hikayede en çok yandığım sen oldun. Yaşamadıkların için o kadar kırgınım ki Bu karanlık dünyada en doğru ve dürüst sendin benim
Bıçak Sırtı 2Hümeyra · Guardian Yayınları · 202572 okunma
"Ömrümün tarihine not"
Puan vermedi·240 syf.··
2025 44. kitabı
"Tanımayanlar tanısın, tanıyanlar içinden bir iç çeksin diye yazıyorum. Anadolu’nun bacısı, Nazile Serna OnurBenim candostum. Hatunun elhamdülillahı. Herkes bu kitabı okurken muhtemelen yarini düşünmüştür lakin benim aklıma ise yalnızca sen geldin Serna’m. Bir kez bile ya bir kez bile yahu ruhumu senin karşında çırılçıplak etmemişken, hiç bir yarımı açıkça göstermemişken, sen benim gönül kabemi hep gördün be. Hırçınlığımın perde arkasını bildin, kelamımda çok susuşumu okudun. Gülerken dahi gözlerimde ki hüznü gördün. Her daim özümü gördün, ben kaybolmuşken dahi. Anacığımı bile senin kadar yormamışken, sen benden hiç vazgeçmedin. Bir kez dahi satmadın. Aksine en tehlikeli yerlere giderken ya önüme geçtin, ya da yanımda yürüdün. Kitaptaki o hamilelik sahnesi, ne kadar tanıdık değil mi bizim için ? Askerliğimde bile ilk ziyarete gelen sendin. İçerdeyken hıçkıra hıçkıra ağlayan sendin. Bir kez bile sevmemezlik etmedin beni, seni üzdüğüm zamanlarda bile. Gönül kabemde hiçbir zaman diken bırakmadın. İncitmedin beni can dostum. Aksine, dikenleri canın pahasına çıkarmaya çalıştın. Hep kızardın ya bana "Hiç bir şey sağlığından önemli değil, kalbini daha da hasta etme. Ne olursun olsun bu hayatta nefes alacaksın. Gerekirse başını eğ, başlıcam onuruna senin. Korkak ol bir kez de ne olmuş" derdin. Ben de "Kızım ölürüm eğilmem, son nefesimde dahi mücadele olur tek derdim" derdim. "Ahh aptal çocuk işte hala çocuk. Ne yapacağım ben seninle çocuk" derdin! Şimdi olsaydın ne çok kızardın bana. Eskiden çok üzülüyordum biliyor musun, erkenden beni bırakıp göç ettiğin için. Sen sığındığım tek dağımdın, can dostumdun lakin artık kızmıyorum. İyi ki böyle bir zamana denk gelmedin. Son zamanlarda o mavi mektubunu sık sık okuyorum.Biraz daha duygusala bağladım. Yoksa vuslat mı yakın ? Keşke…
Sırlarım İpte Asılı Kaldı BalımAygün Kevrina · Kor Kitap · 2025131 okunma
10/10
·256 syf.··
Beğendi
·
2025 68. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 03 Aralık 2025 00:00
Seni hiçbir dünya telaşına değişmedim ben. Evlerin ve kalabalığın ağırlığını sana üstün tutmadım. Yoksulluğun acısından hafif bilmedim acını. Yenilen herkesin boğuntusuydu kaybolduğum uzaklık, yüzün her bulutlandığında. Nereye gidersem gideyim seni yürüdüm hep. Sevincini bir barış, bir bayram sabahı gibi taşıdım içimde. Sesine güvendim, gözlerine en çok yakışan o sürekli yaz ikindisine. Gökkuşağının altından geçen çocukların şımarıklığıydı, kâküllerini her araladığımda gövdemdeki ürperti. Ağzımdaki meneviş sendin insanlara şiirler okurken. Bütün öksüzlerin kederiyle baktım yüzüne, ne zaman geleceği düşündüysem. Bir haksızlığı haykıran herkese senin soluğunu verdim... Acıdan kaçan, kimseye yük olmak istemediği için kendi içine gömülen, susarak güçlü kalmaya çalışan insanların hikâyelerini okurken kendimi çok gördüm. Şükrü Erbaş özellikle şunu çok net gösteriyor: “Susmak sadece acıyı içeride büyütür.” Hikâyelerin her biri bana şunu düşündürdü: Hayatta kalmak bireysel; ama hayatta durmak kolektif. Ve bunu en çok insanın insana değdiği yerler anlatıyor. Kitabın dili hem yumuşak hem yakıcı; bazı cümleler insanı okşuyor, bazıları insanın içindeki en ıssız odaya gidip kapıyı açıyor. Ama hiçbir zaman yalnız bırakmıyor. Zaman geçtikçe tekrar açıp okuyacağım bir kitap oldu .Son sayfayı kapattığımda içimde tuhaf bir rahatlama oldu. Sanki uzun süredir taşımaya mecbur kaldığım bir yükü biri omuzlarımdan sessizce almış gibi.
Duygu ve Düşünce
İnsanın Acısını İnsan AlırŞükrü Erbaş · Kırmızı Kedi Yayınevi · 201814bin okunma