Şiirin Muhatabı
Dünyanın gitti yeri merak etmiyorum. Sıcağında oturup havasından soğuk aldığım bu pencere önü, Meydan okuyan yanımdan korktuğunu biliyorum. Eksik yaratılan hislerimin hep bir arayış içine koymasına müsaade etmedim, beni. Fazlalık çekiyorum acı içinde kıvranırken. (Bilirsin diyeceğim, şiirde şairin havada kalan sözü olsun) Bilirsin, Acısından geberecek olduğumu düşündüğüm hiçbir sancı için ağlamadım, Bilmelisin. Kesmeyi merak ettiğimde Parçaladığım elime bakamadığın an Suratın çok çirkindi. İticiydi. Gerçekten mühim olan bir şey olduğunu sandım, Arkama baktım. Hâlâ yönünün bendim. Tamam dedim, Ben ilgilenirim. Sessiz ol, bu sadece bir merak; Acı değil. Fakat bacağımı kestiklerinde, Bak, O gerçekten acıydı. Bir hafta sürdü sancısı. Sonra kapandı yara Ve
Şiir
Devinim..
birgün sessizce geçerse eğer bir tren gözlerinin önünden düşün ki, bir çığlıktır o. kırmızı bir öfkedir bir cumartesinin kalbinde büyüyen bir aşk kadar kırmızı. ve bir duruştur bu nihayetinde hatırla devrimi; sana iki kere iki kaç eder gibi değil çiçeği açan uçurum bahardan ne ister gibi sorular soruyorum. dönüp bakıyorsun aynada ikimize ellerini kalbime koydukça ışıldıyor gözlerin kuşlar yine eski zamanlardaki gibi cıvıldamaya başlıyor yine taş plaklar gramofonlara takılıyor bozacı geceleri bağırmaya başlıyor kadınlar pencerelerde utangaç mendilleri düşmek için sabırsız. bunları gördükçe iştahlanmıyor değil insan, içimde şahlanmıyor değil bir at işte böyle zamanlarda sus istiyorum çünkü en iyi bu şekilde konuşuyoruz seninle en iyi bu şekilde sevişiyoruz sabah ezanına dek olduğumdan farklı davranmayı ihanet gördüğüm tek yer bu sessizlik hangi bağdaş kurmuşuzda yanyana gün batımını izliyoruz elimizde sigara
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
“Gönül kendine benzeyen gönüle akar.”
-''tam düşlerime göre gözlerin ve utancım yok duygularımdan. uzaktan sevmek ayıp değil... şahit aramıyorum aşkımı ispat için; en çok da geceleri karşılaşıyoruz bende bıraktığın son bakışınla... her aşkın bir hikayesi olmak zorunda değil, ille de bir işaret lazımsa sana; aynada gördüğünü seviyorsan, aynı kapıya çıkarız ikimiz de..! Aşk, seninle anılan bir şey; Ve sana karşı savunabileceğim tek şey. Ama şimdilerde yitik, kilitli, doygun. Uçuruma sürüklenirken puslu gözlerinden, Merhametin niçin eksik olması gerekenden. Benim için açtığın kapıda senden önce karşılıyor ölüm. Bastırılmış duygularınla katılaşan soluğun üşütüyor gölgemi. Ben eteğine tutunurken, sen zamana poz vermenin telaşındasın.” Yıldırım Kerem Çambel
Kadın Erkek İlişkileri
“Bana uzun uzun sarıl bi sarıl olur mu kocaman ve uzun” dedi. Olur dedim ama sstım yüzümü. Noldu neden astın yüzünü diye sordu.. “Sarılamama ihtimalini düşündüm bi an.” dedim. “Sarılırız”dedi. Birine inanmak tam olarak tek bir kelimeden ibaret işte. O bana sarılamama ihtimalimize rağmen “sarılırız” dedi diye içimi doldurdum umutlarla.. Uzun uzun sarıl kocaman dedi ama ben bi kaç saniyeye bile razıydım. Ha şimdi ha birazdan diye diye gün bitti. Gözlerinin içine baktım uzun uzun anlar mı diye ama anlamasına gerek yoktu ki bilirim en az benim kadar beklediğini o anı,bıraksam oracıkta sarılırdı bilirim ama işte Eylül hanım insan dip dibeyken de böyle hasret kalmayala imtihan edilirmiş bu hayatta. Burun buruna da yüreğine düşermiş kor ateşte şifası yanındayken bir damla suyuna muhtaç kalırmış insan böyle sevince. Açsam kollarımı, Sarsam dört bir yanını, Doldursam gönlümce seni içime, Akıtsam neyim var neyim yok arınsam kokunda, Şifa bulsam nefesinde, Huzura ersem göğüs kafesinde dedim her gözlerine uzun uzun baktığımda. Oracıkta herkesin içinde Allah biliyor ya nasıl seviyorum ben bu adamı diyip içimdeki özlemle kocaman sarılmak istedim her gözüne baktığımda. Sarılamadık bugün.. Son ama kadar bekledim. Kapının dışına çıkıp giderken camına baktım dönüp dönüp gel sarılamadık küçücük sarılayım öyle git der gibi bakar mı umuduyla ardıma baka baka bıraktım onu orda. Kime neye kızıyorsam bi hırsla bastım geldim sonra. Saatlerdir düşünüyorum. Kimi suçlamam gerektiğini bulamıyorum. Söylesene Eylül; Sarılırız dedi de sarılamadık diye ona mı kızayım, Hadi bi fırsat buldum gel sarılalım diyemedim o fırsatı bulamadım diye kendime mi kızayım, Yazılan kadere mi isyan edeyim, Burnumun ucundayken,kokusu içime dolarken dokunmayı haram kılan ama sevgisini de yüreğime dolduran Rabbime mi
Sadece üç günlük ömrü olan bir kelebek, papatyaya aşık olur. Öleceğine saatler kala "Seni seviyorum" der, papatya ise sadece "Bende" diyebilir ve kelebek ölür. Sevdiğini vaktinde tam olarak söyleyemediği için üzüntüden hastalanan papatya, her bir yaprağını kopararak "seni seviyorum" der ve ölür. O günden sonra sevildiğinden emin olamayan herkes, papatyalara "Seviyor mu, sevmiyor mu?" diye sormaya başlamıştır. Ben fallara pek inanmam, Hem papatyalarda bazen yalan söylerler. Sevmiyor çıksa bile, Yaprakları yeniden dizer, Seviyordan başlatırım hikâyeyi. İnsan sevince, sevilmek için değil sevmek için bahaneler arıyor. Bulurum bir yolunu.. 60 yıllık evliliği devam eden yaşlı çifte sormuşlar bir gün, Nasıl oluyor da 60 yıldır eşinize bu denli sevebiliyorsunuz, nasıl oluyor da böyle mutlu olabiliyorsunuz demişler. Gönlü güzel yaşlı amcam onu sevmek için her sabah yeni bir sebep buldum demiş.. Allah bilir ya kalmadı sanırım 60 yıl kadar ömrüm ama her gün yeni sebepler bulabilirim seni sevmek için ömrüm yettiğince.. Sen hayatıma geldiğin günden sonra değiştirdim tüm kaderimi, Her sabah seni yeniden sevmekle başlıyorum mesela. Ben vedalaşmaları hiç sevmem.. Otogarları, havalimanlarını, tren garlarını oldum olası sevmemişimdir. Hem gidene zordur, hemde kalana.. üniversite yıllarımda trenle gelip giderdim memlekete, öğrencilik işte üç beş kuruş cebe kalsın diye üç beş saat fazla yol çekerdim. Abim götürürdü genel de gara, On sekizli yaşlarımdan sonra arkadaş gibi büyüdük onunla. Bakma küçükken yanına almazdı ama sonradan arkadaş olduk ayrılmazdık pek. Şimdilerde bütün yakın arkadaşlarımla can ciğerlerdir.
gürültülü sevgiler
İnsan birini sevince onu anlamak için elinden gelen her şeyi yapıyormuş değil mi Nisera? Üstelik bunun için aynı evde uyanmak, aynı masada oturmak, hatta “biz” olmak bile gerekmiyormuş. Bazen bir insanı en çok, ona hiç dokunamadan tanıyormuşsun. Şimdilerde okuduğun şiir kitabında anne kaybını anlatan bir şairin dizeleri var mesela. Her satırda biraz daha açılıyor içindeki boşluk. Sen okuduğun cümlelerde onun yaralarını görüyorsun. Gördükçe sarmak istiyorsun. Sarmak istedikçe, o yaranın sana ne kadar uzak olduğunu fark ediyorsun. İnsan en çok dokunmak istediği acıya yetişemiyormuş. Sonra bir bakıyorsun, o yaralarını başkalarına anlatıyor. Başkalarının omzunda dinleniyor, başka gözlerde anlaşılmaya çalışıyor. İçinden “Hayır,” diyorsun, “o yaraları gerçekten gören benim.” Ama bazı insanlar, kendilerini en sessiz sevenleri duymuyor Nisera. Çünkü insan en çok, gürültülü sevgilere inanıyor. Sessiz kalanların içinde kopan fırtınaları kimse fark etmiyor. Ve sen ona bakarken kendi yaralarını unutuyorsun. Uykusuzluklarını, yorgunluklarını, içinden geçen karanlık düşünceleri… Kendini ihmal ede ede seviyorsun onu. Birinin acısını taşımaya çalışırken kendi omuzlarının çöktüğünü fark etmiyorsun bile. Belki de sevmenin en acı tarafı bu; insan sevdiğinin hikâyesinde kaybolurken kendi hikâyesini yarım bırakıyor. Ben sana bakıyorum. Sen ona bakıyorsun. O başkasına. Belki de hayat dediğimiz şey, birbirine hep birkaç adım geç kalan insanların hikâyesinden ibaret. Yanlış insan olduğumuzdan değil de, aynı acının içinde farklı zamanlarda kaybolduğumuzdan böyle oldu belki. Çünkü bazı insanlar birbirini gerçekten sever ama aynı anda birbirine yetişemez. Birinin eli uzanırken diğeri çoktan vazgeçmiştir. Biri kal demeye cesaret ettiğinde diğeri gitmenin yorgunluğunu yüklenmiştir içine.