Şans ve Dans bir roman olarak nerede duruyor?
Şans ve Dans’ı yalnızca şans, aşk, hafıza ya da kayıp üzerine bir hikâye olarak görmüyorum. Benim için bu roman daha sessiz bir edebî alanda duruyor: duygusal hafıza, yaş almış karakterlerin iç hesaplaşmaları, seçilmiş bağlar ve bazı kayıplardan sonra anlam arayışı üzerine kurulmuş bir alan. Roman, modern anlatının daha yumuşak ve içe dönük damarına yakın duruyor. Karanlık olmak için karanlık olmaya çalışmıyor. Duygularını tamamen saklamıyor. Hüznü umutsuzluğa dönüştürmüyor. Bunun yerine insana yakın kalmaya çalışıyor. Romanda İstanbul yalnızca bir şehir değil, aynı zamanda içsel bir atmosferdir. Geçmişi yanında taşıyan, zamanla değişmiş ama hâlâ bağ kurma, onurunu koruma ve ikinci bir ihtimal arama isteğini kaybetmemiş karakterlerin izini sürer. Kitabın merkezindeki metaforlardan biri danstır. Benim için dans yalnızca hareket değildir. Hayata cevap verme biçimidir. Şans odaya girdiğinde, insanın yerinde kalmakla bir adım atmak arasında verdiği karardır. Bu anlamda Şans ve Dans, hafıza, kader, seçim ve yeniden başlayabilmenin sessiz cesareti üzerine bir roman olarak okunabilir. Erişilebilir ama sığ değil. Hüzünlü ama umutsuz değil. Kişisel ama daha büyük sorulara açık. Belki de roman tam olarak burada duruyor: hafıza ile umut arasında, mütevazı ama samimi bir edebî alanda. #ŞansVeDans #TürkEdebiyatı #ÇağdaşRoman #Edebiyat #KentRomanı #HafızaAnlatısı #BağımsızYazar #KütüphaneGörünürlüğü #BibliyografikVaroluş
Sebeb-i Telif
Belki dilimi çözer,aşkımı başlatırım aşk yazılmamış olsa bile adımın üzerine adımı aşkın üstüne kendim yazarım. İsmet özel
Şiir
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Mustafa Çay Bir insan kalbini hızlandırabilir... Ama yanında ruhun hâlâ tetikteyse, orada yalnızca heyecan vardır; güven değil. Sana çok yakın davranabilir ama hayatında sana gerçek bir yer açmayabilir. Seni arzulayabilir ama duygularının ağırlığını taşıyamayabilir. Çünkü istemek başka, sevmek başka ve bir ilişkiyi taşıyabilmek bambaşka bir şeydir. İnsan bazen bu ilk kıvılcımı sonsuz aşk sanır. Sonra karşısındaki kişiyi olduğu gibi görmek yerine, zihnindeki hayali onun üzerine yansıtır. Tıpkı mağara duvarında gördüğü gölgeyi gerçek sanmak gibi... Oysa gerçek aşk sadece kalbini hızlandırmaz. İçine de huzur verir.
Alıntı
Her duygu mahcubiyet taşır; ki sadece beden değil, bütün olarak bilinç de dahildir buna.⁶¹ Mahcubiyet, kendini koruma içgüdüsü veya seçilimin getirdiği biyolojik zorunluluklar gibi faydaya dayalı sebeplerle açıklanmak şöyle dursun, nesnesi pek de belli olmayan, ekseriyetle nedensiz bir kaygı olarak tezahür eder; mahcubiyet özü itibariyle "paniktir", yani deneyüstüdür. İster Racine'de olduğu gibi ehlileştirilmiş yabanıllık, ister doğuştan gelen bir ölçülülük olsun, içsel uygarlığımızda bulunan en nazik şeyi temsil eder. Her şeyden önce bir gizeme (bilhassa da duyguların en zengini ve en vakuru olan aşktaki gizeme) gösterilen saygıdır; Ötekinde, öz benliğimizin kendi kendisini tanıdığı o geceye özgü, nüfuz edilmez, gizemli unsura saygı gösterir. Mahcubiyet, budala bir samimiyetle güvenini sarstığımız takdirde sınırlarını ihlal etme tehlikesiyle karşı karşıya kalacağımız, ruhun işleyişine özgü bir tinsel haysiyetin önsezisidir. Bu gizemi, kelimeleri aşıp onları imalı kılan, ifade edilemeyenin hududu olarak betimlemiştik: Bu gizem nasıl ki telaffuz edileni, dile getirilemezin halesiyle çevreliyorsa, kişiyi de baştan aşağı sonsuzlukla kuşatır. Mahcubiyet, bu elle tutulamazın, bu tartıya gelmezin hassas kullanımıdır. Muhabbet beslemenin paradoksal cilvesi olan mahcubiyet, karşısındakini uzaklaştırırken kendine çeker ve beceriksizlik ile zarafetten, cüret ile utangaçlıktan oluşan o parlak albenisini bu tereddüde borçludur; dolayısıyla Leibniz'in deyimiyle motus primo primus (aslî ilk hareket) değil, aksine, doğaya aykırı bir ihtiyat, kendisini kendisinden koruyan bir yüreğin o nefis ölçülülüğüdür. Mahcubiyette, ironide olduğu gibi, bir zaman unsuru vardır. Duygularımız yoğunluklarına göre tertiplendiği ve zımni olanaklarca zengin oldukları için, tüm güçlerini bir hamlede
Alıntı
Martin Eden , koca bir denizin ortasında haritasını ve dümenini kaybetmiş varacağı limanı olmayan yersiz yurtsuz denizci.. Aşk uğruna çıkılan bu entelektüel yolculukta toplumsal sınıf farkının acımasızlığı, sosyal statüsünü yükseltmek isterken girdapta savrulan , kendini bulmak isterken meğerse yaşamın kıyısında kendi sonunu hazırlayan genç Martin’le vedalaştım bugün . İtiraf etmeliyim ki kalbim acıdı . Arzularına ulaşmak isterken hayalini kurduğu dünyanın kendisine ait olmadığını anlayan ,ait olduğu yeri bulamayan Martin … ve belkide , bazen naparsak yapalım açılmak istediğimiz okyanusa ait değil de doğduğumuz denizin insanıyızdır . Üzerine çok yorum yapılacak olan değerli romanımız.. BZY ✍🏻✨🦋✨
`black mirror` , modern toplumun karanlık yönlerini, teknolojinin etkilerini ve insan psikolojisini keşfeden bir antoloji dizisidir. her bölüm bağımsız bir hikâye anlatır.insan doğası, ahlak, toplum ve teknolojinin etkilerini sorgulayan, çoğu zaman karanlık ve düşündürücü hikayeler ama mükemmelle yakın etkililiyici ve istisnasız herkesin izlemesini öneririm . `` 1. sezon (2011)`` ``1. the national anthem ` /`ulusal marş` ingiltere prensesi kaçırılır ve kaçıran kişi, başbakan michael callow'dan ulusal televizyonda bir domuzla cinsel ilişkiye girmesini talep eder. hükümet ve halk arasında yaşanan kaos, medya etkisi ve ahlaki soruların işlendiği çarpıcı bir hikaye. `2`.`fifteen million merits`/`` 15 milyon değer` distopik bir dünyada, insanlar pedal çevirerek enerji üretir ve kazandıkları “kredi”lerle yaşamlarını sürdürür. bing adlı bir adam, aşık olduğu abi'nin bir yetenek yarışmasında ünlü olması için tüm birikimini harcar, ancak sistemin acımasız gerçekleriyle yüzleşir. `3. the entire history of you` /`tüm geçmişin` her anın kaydedildiği ve izlenebildiği bir teknolojiyle, insanlar geçmişlerini yeniden yaşayabilir. liam adlı bir adam, bu teknolojiyi kullanarak eşinin sadakatsiz olup olmadığını öğrenmeye çalışır ve saplantı haline getirir. ilişkilerde güvensizlik ve mahremiyet temaları ele alınır. `` 2. sezon (2013)`` `1. be right back `/ `hemen döneceğim` martha, sevgilisi ash'i bir kazada kaybeder. teknoloji sayesinde, ash'in sosyal medya ve mesajlarından oluşturulan bir yapay zeka versiyonunu kullanmaya başlar. bu “ash”, zamanla daha gerçekçi bir form alır, ancak martha'nın kaybıyla yüzleşmesi karmaşıklaşır. `2. white bear` / `beyaz ayı` bir kadın, hafızasını kaybetmiş şekilde bir dünyada uyanır ve sürekli kaçmak zorunda kalır. ancak hikaye, izleyiciyi şok