"Peki, hülyalar üzerine kurulu böyle bir aşk, belâ ve ıstıraplarla dolu olursa, Allah aşkının okyanusunda kaybolan o sûfîlerin bütün bir kâinata canı gönülden kayıtsız kalmalarına ve hep Sevgili'yi düşünerek bu dünyanın çok uzaklarına sürüklenmelerine nasıl şaşırabiliriz? Onlar Hakk'ın arayışı içinde kendilerinden geçtikleri için insan toplumundan kaçarlar; ... " Bostan ve Gülistan
Alıntı
Kaygusuz Abdal ve Yûnus Emre
Kaygusuz Abdal,Yunus Emre'yi o kadar sever ve ona öykünür ki onu taklit ettiğini düşünür. Bunun üzerine şu beyiti kaleme alır. "Âdemde bulam şâhumı egri koyam külâhumı Ben kendü sözüm söyleyem şi’r-i Yûnus’ı terk idem"
1000Kitap
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Türk edebiyatında saf şiirin, sesin ve ahengin şairi Ahmet Muhip Dıranas... Edebiyatımızın bu zamansız ismini, vefatının 46. yılında saygıyla anıyoruz. “Kardır yağan üstümüze geceden, Yağmurlu, karanlık bir düşünceden...” Lisede Faruk Nafiz Çamlıbel ile Ahmet Hamdi Tanpınar'ın öğrencisi olan Dıranas; Cahit Sıtkı Tarancı, Orhan Veli, Sait Faik ve Fazıl Hüsnü Dağlarca gibi dönemin genç şair ve yazarlarından oluşan o muazzam edebi çevre içinde yer aldı. Cahit Sıtkı gibi şiirde sese ve ahenge büyük önem verdi; aşk, yalnızlık, hüzün, ölüm ve doğa gibi temaları ele aldı. Hece ölçüsü sınırlarında kalarak gelenekte çağdaşlığı yakalayan şairin "Fahriye Abla" şiiri, adeta onun adıyla özdeşleşti. O, şiirlerinde biçim mükemmelliğine öyle büyük bir titizlikle yaklaşırdı ki; heceyi modern bir ruhla harmanlayıp adeta kelimelerle müzik yapardı. Biz onu hafızalarımıza kazınan "Fahriye Abla" ile, o lirik "Serenad"ı ile, zamanın geçişini felsefi bir derinlikle ele alan "Olvido"su ve ölümün beyaz sessizliğini fısıldayan "Kar" şiiriyle tanıdık, çok sevdik. Şiirlerinin yanı sıra tiyatro oyunları yazan, Küçük Prens’i dilimize ilk çevirenlerden biri olan Dıranas; vasiyeti üzerine doğduğu yer olan Sinop’un o sessiz köyünde uyuyor şimdi. Ama bıraktığı o tertemiz, o "saf" miras hâlâ içimizde bir yerlerde yankılanıyor. Popüler kültürün hızla tükettiği bu çağda, Edebi Akış’ta Türk edebiyatının bu zamansız değerlerini anmaya, onların sesine ses olmaya gururla devam ediyoruz. #AhmetMuhipDıranas #edebiyat #şiir #klasikler #edebiakış
Allah Teâlâ’dan Başkasına Nida Etmenin Kısımlarının Açıklanması ​Bil ki! Allah Teâlâ’dan başkasına yapılan nida (sesleniş) beş kısımdır: ​ Bir peygambere veya ondan başkasına keşif yoluyla (manevi bir müşahede ile) seslenmek; bu caizdir. ​ Meleklerin, o selamı kendisine ulaştıracağına inanarak, özellikle salat ve selam lafızlarıyla nida etmek; bu caizdir. ​"Allah Teâlâ’nın bu seslenişi ona ulaştırması mümkündür" şeklindeki bir zan üzerine seslenmek; bu durum şirk şüphesi/vehmi uyandırır. ​ Kişinin, ona duyduğu aşırı aşk ve sevgiden ötürü, onu karşısında hazır ve kendisine hitap edilen bir konumda varsayarak (gıyabında) seslenmesi; bu, şirk şüphesi uyandırmaz, bilakis (edebiyatta ve gelenekte) bilinen ve uygulanan bir durumdur. ​Seslenilen varlığın gaybı bildiği veya her şeyi kuşatan (küllî) bir ilme sahip olduğu inancıyla nida etmek; işte bu, apaçık bir şirktir. Şirk ve bidat ehlinin adetlerinden/sembollerinden kaçınmak vaciptir. Çünkü her şeyi kuşatan (küllî), kendinden olan (zatî) ve mutlak daimi olan ilim, yalnızca Allah Teâlâ’ya mahsustur. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Gaybın anahtarları O'nun katındadır, onları O'ndan başkası bilmez." (En'âm, 59). ​İmam Buhârî (r.h.) de senediyle Hz. Peygamber’in {s.a.v.}) şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Gaybın anahtarları beştir, onları Allah'tan başkası bilmez: 'Şüphesiz kıyamet saatinin bilgisi Allah katındadır. Yağmuru O indirir, rahimlerde olanı O bilir. Hiçbir kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Ve hiçbir kimse hangi toprakta öleceğini bilemez. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, her şeyden haberdardır.' (Lokmân, 34)"
rica ediyorum ‘sizin gibiler’ aşk ve sevgi üzerine tek kelâm etmesin, midemizi kaldırdınız.’
Kleopatra
bugün buraya kalbimi bıraktığım, araştırırken "yuh bu kadar da olur mu" deyip hayran kaldığım o kraliçeyi ve onun gizemli ülkesini anlatmaya geldim: Kleopatra ve Mısır piramitleri popüler kültür bize Kleopatra'yı hep filmlerde falan sadece güzelliğiyle erkekleri parmağında oynatan biri gibi gösteriyor ... hepsi yalan! bu kadın aslında tam bir dahi, inanılmaz bir vizyoner ve tam bir İKOONN. üstelik içinde yaşadığı o gizemli Mısır dünyası ve piramitlerle ilgili öyle tatlı detaylar var kii öncelikle en büyük şoktan başlıyorum: bu kızımız aslında Mısırlı bile değil ? soyu Makedon Yunanistanı'na, yani Büyük İskender'in generali Ptolemaios'a dayanıyor. ama işin en saygı duyulası kısmı ailesindeki herkes Mısır halkını küçümseyip sadece Yunanca konuşurken, Kleopatra oturup sıfırdan Mısırca öğreniyor! sırf halkıyla gerçekten bağ kurabilmek, onların dilinden konuşabilmek için. bu bile onun ne kadar samimi ve halkına değer veren bir lider olduğunu gösteriyor hazır Mısır demişken piramitlere geçmezsek olmaz şimdi zaman algınızı tamamen altüst edecek o meşhur bilgiyi veriyorum: Kleopatra, kronolojik olarak Gize Piramitleri'nin (yani o bildiğimiz kocaman Keops Piramidi'nin) yapılışından ziyade, aya ilk insanın ayak basışına yani 1969 yılına çok daha yakın yaşadı! evet, . piramitler o kadar eski ki, Kleopatra bile bizim şu an piramitlere baktığımız gibi uzaktan hayranlıkla bakıyor, onların gizemini çözmeye çalışıyordu. yani piramitler onun için bile çoktan "antik tarih" olmuştu, inanılmaz bir detay ✨ peki bu piramitler nasıl yapıldı dersek: hani filmlerde hep köleleri kırbaçlayarak zorla çalıştırıyorlar ya, o da yanlış! piramitleri inşa edenler aslında ülkenin dört bir yanından gelen, maaşları ödenen, hatta öldüklerinde piramitlerin yakınına gömülme şerefine erişen saygın