Gecelere sor beni Gün dediğin nereden bilir ki hâlimi? Yalnızlığa sor beni Yalan aşklar anlatamaz ki hâlimii
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Aşk’tan HÂKK’a
Edebiyatımızın sultanı Fuzûlî’ye göre aşk, şifası yine kendisinde gizli olan tatlı bir derttir. O, "Aşk imiş her ne var âlemde, ilim bir kıyl-ü kâl imiş ancak" derken, kâinatın yapı taşının muhabbet olduğunu haykırır. Bizim medeniyetimizde bir insanı sevmek, onda saklı olan İlahi sanatın, Cemâl sıfatının tecellisini seyretmektir. Sevgili, kalbe düşen bir gölge değil; kalbi asıl sahibine, yani her şeyin yaratıcısına yönlendiren bir vesiledir. Şeyh Galib’in Hüsn ü Aşk’ında anlattığı gibi; insan bu yolda mumdan gemilerle ateş denizlerini geçmeyi göze alır. Çünkü bilir ki, o ateş ruhu yakıp kül etmek için değil, hamlığını eritip saf altın yapmak içindir. Modern zamanın mistik sesi Sezai Karakoç ise bu köprüyü çok zarif kurar. Ona göre yeryüzündeki aşklar, gökyüzündeki asıl düğünün sadece birer provasıdır. Sevilen kişinin gözleri, insanı dünyadan alıp ötelere, en sevgiliye (Cemâlullah'a) götüren birer kapıdır. Necip Fazıl’ın kalemiyle yoğrulan o büyük çile ve arayış da aslında kalbin dünyada hiçbir fani sığınakla tatmin olamayacağını, her aşkın en nihayetinde sonsuzluk sahibine rücu edeceğini fısıldar. Mümin bir yürek için sevmek; sevdiğini emanet bilmek, ona bakarken duaya durmak ve sevgisini ebediyet rengine boyamaktır. Dünyanın geçici hevesleri arasında kördüğüm gibi sarsılmaz bir bağ bulabilenler, aslında yeryüzünde cennetin kokusunu alanlardır. Bizim aşkımız; Leyla’nın çölünde başlayıp, Mevla’nın rızasında sükûnete eren, fani bir kalpten baki bir sevdaya uzanan en kutlu yolculuktur. Alıntı sahibi :instagram.com/sessizniyaz?igs...
Din
'Aşkın var olup olmadığını uzun süre düşündüm. Çünkü bazı şeyler vardı; dokunamıyordum ama hissediyordum. Göremiyordum ama yok diyemiyordum. Belki de aşk tam olarak buydu. Bir insanın varlığıyla değişmek, yokluğuyla da değişmeye devam etmek... Garip değil mi? Bir insanı hayatımıza alıyoruz ve onunla birlikte dünyaya baktığımız pencere değişiyor. Gittiğinde ise pencere yerinde duruyor ama manzara artık eskisi gibi görünmüyor. İnsan bazen aşkı ulaşılması gereken bir liman sanıyor. Oysa aşk, çoğu zaman limanın kendisi değil; denize açılma cesaretidir. Bu yüzden aşk hem ulaşılabilir hem de imkânsızdır. Ulaşılabilirdir; çünkü bir insanın gözlerinde, bir cümlenin içinde, bir sessizliğin ortasında karşına çıkabilir. İmkânsızdır; çünkü onu tamamen anlamaya çalıştığın anda elinden kayıp gider. Belki de aşk, sahip olmakla ilgili değildir. Belki aşk, bir insanın ruhunda kendine ait olmayan bir yere dokunabilmektir. Ve belki bu yüzden bazı aşklar yarım kalır. Ama yarım kalan her şey eksik değildir. Bazı hikayeler tamamlanmak için değil, insana kendisini anlatmak için vardır. Aşk da bazen böyledir. Sana birini vermez. Ama seni sana verir. İşte bu yüzden aşkın varlığına inanıyorum. Çünkü bazı insanlar hayatımızda kalmasa bile, bizde bıraktıkları iz yaşamaya devam eder. Ve insan, unutamadığı kişileri değil; Onların içinde uyandırdığı kendisini özler. Aşk nedir, diye sordular. Rüzgâr geçti. Cevap vermedi. Çünkü bazı şeyler anlatılmaz, Sadece değip geçer. Bir kedinin güneşte uyuyuşunda, Bir çocuğun gökyüzüne ilk kez bakışında, Kıyıya vurup geri dönen denizde, Sabaha karşı susan kuş seslerinde,
Geceden Eskiden sarı ışıkların altında Sevgiler, aşklar, nefretler Oysa şimdi an değişti Beyaz ışıkların altında sevdim Seni Biliyorum gelmeyeceksin Yokluğun içimde bir korku Yenemiyorum sensizliği Aşamıyorum gözlerini Seni sen olduğun için değil Beni ben olduğum için seviyorum Işıkların altındaki hislerimle Ay'ın beyazlığı ile sevdim Biliyorum gelmeyeceksin Sensizliğe korkuyorum Ama en çok Bensizliğe korkuyorum
Şiir
Gidersen kar yağar avuçlarıma Bir ceylan sessizliği olur burada aşklar. Gidersen Yıkılır Bu Kent