sabricim hayırlı ramazanlar aslanım. bu oral sander, metternich alıntılarının tekmili fecaat olmakla birlikte birkaç şey de ben sana söylemek isterim... askerleri için savaşamıyor denilmiş, okuduğun ilk siyasi tarih değerlendirmesiyse ve dımdızlak inanasın varsa kapılmış olabilirsin, normaldir. türklerin askerîsi, tarihin her kademesinde düzenli ve üstündü. 10. yy'da islamlaşmaya başladığımızda ordu için kışla, çölün ortasına kervansaray, dağın başına da ticaretini korumak için kalesini kurduğunda da böyleydi, 17. yy'da da batı daha teknolojik üstünlüğünü kurduğu halde askeri nizamına yansıtamadığında da. biz çarpışmayı çok iyi bilirdik, ama ricat etmeyi bilmezdik ki -bunu machiavelli de söylüyor- bu eksiklik sırpsındığı ve viyana muhasarasında etkisini çokça gösterip ancak istiklal savaşı sırasında son buluyor, ricat etmeyi orada biliyoruz. bu ordunun askeri ve iktisadi katkısı doğrudan doğruya ticarete de mimariye de idareye de müspet katkı sağlamıştır, yani bahsettiğin gibi bir "savaşamama", hatta özellikle "müslüman olduğu için çökmeye başlaması" korkunç bi beyan, biz 18. yy'da islamlaşmaya başlamadık, bu süreç 10. asırda başlayan ve sözkonusu tarihe kadar devam eden süreç, tek beyanla 7-8 asırlık progressi körü körüne kötülemek ve garbı bilmeden böylesine savunmak, ihsaslarında eksikliği gösterir. Diğer alıntına ayriyeten yazmak istemiyorum bu oral sander ve okurları beni çok yoruyo. sizin yaptığınız "türklerin geri olmasının sebebi din, maalesef onlar ilmi safhada biz metafizik safhasındayız" gibi münevver takımı kahvehane sohbetleri, incelikli bir siyasi eğitimin sonucu kesinlikle değil. ama allahtan tarih-felsefeyi az çok bilen insanlarız. biz bahsettiğin üstün batı tarafıyla teknik bakımdan "uçurum"u çoktan aştık, (düzey olarak bahsetmiyorum, ordaki mühendislik zihniyeti, ordaki tıp, ordaki sibernetik bilimlerin kafası burda da hep vardı, biz batının teknolojisini kalıplarını hep bildik). yunanistanla anadoluyla, mezopotamyayla, suriyeyle yüz yüze geldiğinde yunan kaynaklı romanın dini ve medeni dünyası değişti -mali sistemden yoksundu, vergilendirmeyi ve vergi toplamayı bilmiyordu, ziraati, toprağı ölçmeyi burada öğrendiler-. 800 yılının sonunda avrupa nihayet ortaya çıktığında avrupalılar aristonun platonun hatta komple romanın ilmini felsefesini miras almadılar, sanıldığının aksine taşralı ve geri kalmış mirasçılardı. hristiyanlığı kabul ettiler ama hristiyanlık doğu'da yani iskenderiye'de kudüs'te ve bizim sınırlarımızdaki antakya'da müthiş bir felsefi tartışmayla gelişiyodu... kısacası bu alıntı hiçbir gerçekliğe dayanmadığı için artık bende sadece göz devirme etkisi yaratıyo. daha yazardım ama yoruldum sabri, allah selamet versin