Güçler, mahşer gününü ona neden hayal olarak değil de gerçeklik olarak göstermişti? Neden onun ve birkaçının cehennem azabından kaçmasına müsaade ederek böyle bir yanlılık göstermişlerdi? O, böylesi büyük dehşetlere duyarlı olan minik karınca, kendi yolunu çizecek kadar, iyilik ya da kötülük adına daha yüce bir amacı yerine getirecek kadar önemli miydi? Günah mı işlemişti? Cezayı hak ediyor muydu? Fakat o toplu katliam çok korkunç, çok büyük bir şeydi! Ona minicik bir insan varlığına ders verme amacını atfetmek gülünçtü. Hakikaten, olayın genelliğinin şahsi olan her şeyi neredeyse tümüyle yerinden ettiğini hissetti. Hayır! O anda yalnızca kör, sağır ve şuursuz yıkım güçleri iş başındaydı. Yine de insanlığın temel trajedisiyle, güçlerin insafsız korkunçluguyla yüzleşip ölümle göz göze gelerek, varlığında en sert kaya gibi kaskatı kesilen bir bilgiye nail olmuştu. Eğer ebedi inayet buyurduysa bu felaketin manası neydi? Ve eğer bu felaketi önleyemiyorsa ebedi inayetiyle kudreti nerede? Bütün kibir ve gururdan arınmak ve büyük bilinmezin huzurunda aciz, iradesiz ve kendini tamamen onun merhametine bırakmış bir köle olarak tozun toprağın üzerinde onun ayaklarına kapanmaktan başka seçenek kalmıyordu.