İmanlı bir insan imanının gereği olarak Allah’ın (c.c) kendisini yasakladığı ve haram kıldığı yerlerde bulmasından ve bu amellerle meşgul olmaktan yahut emrettiği ve farz kıldığı yerlerde bulmamasından ve bu amelleri terk etmekten kaçınır. Her an Basîr Allah'ın (c.c) gözetiminde olduğunu aklından çıkarmaz, çıkaramaz.
Nasıl ki utandıracak günahı gizli işleyen bir kişi, başkalarının haberdar olmasından çok utanır ve çekinir öyle de her şeyi gören Basîr Allah (c.c) hayâ edilmeye daha layıktır.
Allah’ın (c.c) her şeyi gördüğüne kesin bir şekilde iman eden kimse, gizli ve aşikâr her hâlinin istikamet üzere olması için gayret eder. Her zaman ve her an O Basîr-i Alîm’e karşı gelmekten korkar hem O’ndan layıkıyla hayâ eder.
Allah'a ibadet etmek ve O’ndan yardım dilemek için O’nu görmek şart değildir. Şart ve farz olan O Basîr-i Alîm’in varlığına ve birliğine, her türlü noksandan münezzeh olduğuna, ilim, irade, kudret ve diğer sıfatları ile her dem bizimle birlikte olduğuna, her şeyi gördüğüne ihlas ve samimiyetle iman etmektir.
Bizlere gözler ve gönüller lütfeden Basîr Allah (c.c) her şeyi görür, her ihtiyaçtan, her dilekten, kalbimizin en duyulmaz sanılan sırlarından ve eğilimlerinden hakkıyla haberdardır, O bize bizden daha yakındır.