“Daha çok anlat,” dedim
“Hoşuna gidiyor mu?”
“Çok elimden gelse, seninle sekiz yüz elli iki bin kilometre hiç durmadan konuşurdum.”
“Bu kadar yola nasıl benzin yetiştiririz?”
“Gider gibi yaparız.” :)
“Önemi yok, onu öldüreceğim!”
“Ne diyorsun sen, küçük; babanı mı öldüreceksin?”
“Evet yapacağım bunu. Başladım bile. Öldürmek, Buck Jones’un tabancasını alıp güm diye patlatmak değil! Onu yüreğimde öldüreceğim, artık sevmeyerek… Ve bir gün büsbütün ölecek. “
“Portuga!”
“Hımm…”
“Hep senin yanında olmak isterdim, biliyor musun?”
“Neden?”
“Çünkü sen dünyanın en iyi insanısın. Senin yanındayken beni kimse azarlamıyor ve ‘günışığının yüreğimi mutlulukla doldurduğunu’ hissediyorum.” :))