“Küçücük bir gonca katman katman yaratılmış; ağaca baksan kabuğuyla, köküyle, damarıyla, meyvesi, yaprağıyla kaç kattan müteşekkil kılınmış; yerin yedi kat arzı göğün yedi kat direklerine sarılmış; kuşundan böceğine, gülünden lalesine her varlık bir sır ve hikmet ile, biri diğerini celbeden katmanlar ile donatılmış olarak yaratılıyor da sen kendini yalnız “sen”den ibaret mi sanıyorsun?”
“Galata Mevlevihanesi’ne gittin mi hiç Melek? dedi. “Birlikte gidelim bir gün. Oradaki mezarlığın girişinde “Mezarlık” yazmaz biliyor musun? “Hamuşan” yazar. Ne demek bu biliyor musun? “Suskunlar” demek. Ölülerin yok olup gitmediğinin, sadece sustuğunun simgesidir bu Mevlevilikte. Mezarlıklar, “Suskunlar evi” diye adlandırılır. Benim annem hep hamuşandı Melek, bizim ev her zaman suskunlar eviydi. Annemin bohçama koyduğu çeyizdi bu. Belki de bu yüzden kızımın adını Lal koydum, kim bilir…”
“…İşte o anda, tam nefesimin yetmediği ve yaşam nefesinin kesilip ölüm nefesinin ciğerlerime dolmaya başladığı o anda, aklıma suyun dibine batmak geldi. Suyun yüzüne doğru değil, dibine doğru yüzmeye başladım. Ben suya batınca Hakkı bıraktı beni. Suyun dibine indim, yere ayağımı sıkıca vurup hızla su yüzüne yükseldim. İnsanın yüzeye hızla çıkması için önce dibe batması gerekirmiş, o vakit öğrendim.”
“Meditasyona başlayan insanların en yaygın hatalarından biri bunu “doğru” yapmak, tam bir zihinsel sessizlik sağlamak ya da “nirvanaya” ulaşmak konusunda endişelenmeleridir. Oysaki asıl önemli olan yolculuğa odaklanmaktır. “