Aziz Hayri İrdal,demişti,söylediğiniz son dercede doğrudur.Bütün büyük adamların maiyetlerinde çalışanlara daima elbiselerini ve öteberilerini vermeleri bu yüzdendir.Roma imparatorları,krallar,büyük diktatörler hep kendileri gibi düşünsünler diye eşyalarını dostlarına hediye ederlerdi.Hatta Osmanlı hükümdarlarının,vezirlerinin kürk ve kaftan ihsan etmeleri de bu yüzden olsa gerektir.
Hizmetçilerimize hemen evimize gelir gelmez bir kat elbise,bir iki eski gömlek,boyunbağı,hiç olmazsa ayakkabılarımızdan birini hediye etmemizin hikmeti de bu olsa gerektir.Bizi hiç tanımayan bu insan birdenbire elbisemizin içine girdiği,kunduramızla yürüdüğü için,âdeta onun gizli zoru ile bize yaklaşır,farkında olmadan bizim itiyat ve düşüncelerimizi benimser.
Ne dipdiri olduğumu,ne de ölmüş olduğumu hissediyordum,bu korkunç bir şeydi.Öyle canlı cenazeydim ki,ne dirilerin dünyasıyla bir bağım vardı,ne de ölümün unutulmuşluğundan ve huzurundan istifade ediyordum.
O zamanki ben artık yoktu.Çağırsam ve onunla konuşsam,dinlemez ve isteklerimi anlamazdı.Daha önce aşina olduğum bir insan suretindeydi ama benden değildi,benim parçamla ilgisi yoktu.