O dönemde henüz kitaplaşmamış olan Mona Roza'yı ezbere okuyor, bir muska gibi yanlarında taşıyorlardı.
Şiirin fotokopileri elden ele dolaşıyor ama Roza'yı bulabilme (/kavuşabilme) düşüncesi hayallerin ötesine geçmiyordu.
Günaha düşmek korkusuyla, aşık olmak arasında savrulup duruyorlardı. Kendilerine sevmek yerine, mantıklı olmayı telkin ediyorlardı ve akla yükleniyorlardı. Hatta gereğinden fazla.
Cahiliye adını verdiklerini geçmiş yaşamlarında kalan herkesi bir çırpıda siliveriyor ve gitgide koyulaşan bir yalnızlığa düşüyorlardı. Müşrik (!) anne babaların, iman eden (!) oğulları candan bir sarılışı unutuyorlardı bir zaman sonra.
Hangi sayıdan söz ediyorsun Pisagor. Sakın bizi aldattığını söyleme. Sayılar, varlığı değil tüketimi anlatıyor artık. Bu sayıların arasında yok olacağız.