Asude Erva

Asude Erva
@asudeyllk
...insanların değil, kitapların elinde büyüdüğünü söyleyecekti
Mesele, çocuklarına vereceğin herhangi bir ders değil, örnek bir yaşamdı...
Reklam
9/10
·144 syf.·
2020 20. kitabı
Franz Kafka kafamda hep sırlarla dolu bir yazar olarak tasarlanmıştı eserleriyle. Bu kitap birçok gizemi çözdü kafamda bir nevi. Her yazarın kendi dünyasında yaşadığı olaylardan yola çıkarak eser kaleme aldığını savunurum hep. Bu kitap da savunmamı destekledi. Bir otobiyografi eser değil fakat insanın düşüncelerinin, karakterinin aile çatısı altında şekillendiğine inanıyorum (hemen hemen herkes de bu düşüncede zaten) ve Kafka'nın düşüncelerinin ya da bana gizemli gelen karakterinin altında yatan sebepleri bu kitap açıklıyor. Kafka'yı tanımak istemem bu kitaba başlama vesilem. Milena'ya Mektuplar eserini merak ediyordum ve okumak istiyordum fakat Kafka'nın içsel alemini tanımadan o esere başlamak istemedim. Aile bağları güçlü olan insanlara hep hayranlıkla bakmışımdır şu zamana kadar. Çünkü onların hayata daha güçlü ve iyimser tutunduğuna inanıyordum/inanıyorum. Ama bu eserle bir erkek çocuğunun babasıyla yaşadığı iletişimsizlik ve güvensizlik duygusunun nasıl bir 'Kafka' ortaya çıkardığını düşününce bu algı sarsıntıya uğradı bende. Bazı insanların da acıyla tanışarak içsel alemlerini güzelleştirebileceğine inanmaya başladım. Ve kitabı okurken aklımda sürekli "bunları yaşamasaydı şu an okuduğumuz Kafka'yı mı yine okumuş olurduk" düşünceleri cirit attı. Bir de "acaba bu mektup neden babasına ulaşmadı, gerçekten ona vermek için mi yazdı bu mektubu, yoksa yine eserlerinde olduğu gibi bir hayal ürünü olarak mı gördü babasına bu mektubu vermeyi" sorusu çok cümlede düşünürdü. Çünkü bazı yerlerde gerçekten ona vermeyi planlıyor gibi, bazı yerlerdeyse hala babasından çekiniyor ve cesareti yok gibiydi. Eserde bahsedilen konular gündemin hep bir parçası olduğunu (gündemimize düşmeyen, sesini duymadığımız, fiziksel değil ruhsal da acı çeken çocuklar) ve dünyanın sevgiye ihtiyacı
Babaya MektupFranz Kafka · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202253,9bin okunma
Boş bir kuş kafesi hep gözlerime acıyı hapseder. Kuşu olmayan kafes özgürlük değil mi oysa? N'olmuş gözlere acı hapsolmuşsa? Kuş özgür ya! Nedir, insanın sahip olma isteğinin esrarı?
Tanrı'nın yerine konuşan insanların sesleri kilisenin duvarlarında yankılanıyordu. Oradan tüm Roma'ya ve dünyaya yayılıyordu. Tanrı gibi konuşanların sesi her zaman daha yüksek çıkıyordu.