"Benim iğne oyam her zaman burada olacak" dedi. "Hem görüyorum hem de hissediyorum... ama şey, tam karşılığı hangi kelimedir bilmiyorum. Her zaman burada olacakmış gibi iște."
"Kalıcı" dedim. "Peki ya geri kalan zamanlar?"
"Rüzgâr vurmadan önceki bir karahindiba gibi hissediyorum."
Sadık Hidayet’in öykülerini okumak her bir ruh halinin içinden geçmek gibiydi. İçinden kaçtığımız, tahammül etmesi zor ruh hallerine kaçamaksız bakıyor: yalnızlığa, yabancılaşmaya, anlamsızlığa, çaresizliğe ve dahasına. Onun dünyasında mutluluk çoğu zaman geçici bir yanılsama gibidir.
En sevdiklerim Aylak Köpek, Çıkmaz ve Karanlık Oda oldu. Sahibini kaybeden Pat’ın hikayesi yalnızca bir hayvanın trajedisini değil, bir zamanlar sevilen ve bir yere ait olan canlımın bir anda “aylak” ve istenmeyen bir canlıya dönüşmesi anlatılır. Bu dönüşüm, aidiyet dediğimiz şeyin ne kadar ince bir ipliğe bağlı olduğunu hatırlatır. Bir an içinde insan da kendini Pat gibi dünyanın ortasında yapayalnız ve itilmiş hissedebilir.
Ve Pat’ın tüm şiddete rağmen bir okşanma aramaya devam etmesi, insanın en karanlık anında bile ilişki arayışından vazgeçemediğini hatırlatıyor. İnsan ruhu tanınma ve bağ kurma ihtiyacıyla şekillenir; bu ihtiyaç karşılanmadığında yabancılaşma ve yaşamdan kopuş adeta kaçınılmaz olur…
Karanlık Oda öyküsündeki karakterin yaşam düzeni ise psikanalitik açıdan rahme dönüş fantazisini çağrıştırır: mücadele etmeden, arzu ve çatışmalarla karşılaşmadan, tüm ihtiyaçların kendiliğinden karşılandığı o ilk bütünlük haline geri dönme arzusu. Dış dünyayla ilişkisini kesmesi, yalnızca sütle beslenmesi ve evini steril bir sığınağa dönüştürmesi, “ideal” görünümü altında yaşamsal olandan uzaklaştıran ölüm dürtüsünü hatırlatır.
Öyküde yazarın sesi de karakteri bu noktada yüzleştirir ve onun aradığı huzurun aslında ana rahmindeki varoluşu andıran bir hal olduğunu söyler: mücadelenin olmadığı, insanın sıcak ve korunaklı bir duvarın içinde yaşadığı o ilk deneyim. Bu, her insanda bulunan kayıp bir cennet nostaljisi gibidir. Ancak karakterin giderek toplumdan ve ilişkilerden uzaklaşması,
Aylak KöpekSadık Hidayet · Yapı Kredi Yayınları · 20243,177 okunma
Şimdi anladım ki benim en değerli yanım bu karanlık ve sessizlikmiş. Bu karanlık her canlının yaratılışında var. Yalnız inziva halinde, kendi içimize döndüğümüz zaman, dış dünyadan uzaklaştığımız zaman bize görünüyor. Ama insanlar hep bu karanlık ve inzivadan kaçmaya çalışıyor. Ölüm sesine kulaklarını tıkıyorlar, kendi kişiliklerini hayatın hayhuyu arasında yok ediyorlar!
Kim, ne derse, dediği kendisine aittir. Herkes için geçerli olan tek gerçek, bu kişidir. Hepimiz farkında olmadan kendimizden söz ederiz. Hatta yabancı olduğumuz konularda kendi duygularımızı, gözlemlerimizi başkasının ağzından söyleriz. İşin en zor yanı, kişinin her şeyi olduğu gibi söyleyebilmesidir.