Işıklar, mermerler, ihaleler ve üniformalar içinde bir baş dönmesini yaşayan ve yönetme yetkisini aldığı halkla arasında baskı, yalan, vergi ve ceza dışında bir ilişkisi kalmayan devlet, kendi rengine ve duruşuna uymayan her sesi bir ihanet paranoyası ile boğuyor; varlığını korumakla görevli olduğu ve varlık gerekçesini oluşturan halka karşı, ne anlama geldiğini ancak çıkar sahiplerinin bildiği 'ülkenin alimenfaatleri'ni korumak için açık bir küçümseme, örtülü bir
kin ve örümcek ağını andıran gücüyle hayatın her alanına sızarak taşlar gibi katı duruyordu. Yurttaşlığı kulluk, özgürlüğü başıboşluk, barışı zayıflık ve yaşama hakkını bir lütuf sayan tutumu ve olanca uzaklığı ile devlet, büyük çoğunluğu
her gün biraz daha kendi yalnızlığına itiyordu.