Videolar

Bir atasözü der ki: “şeytan tembellerden beslenir". Meşguliyeti olmayan be­yin kısa zaman sonra gereksiz şeylerle ilgilenmeye başlar. Hiçbir şey yapmayan kişi sıkıntılarını tekrar tekrar çiğni­yor gibidir. Bu geviş getirme, beyni beslemediği gibi onu bitirir de. Doğru şekilde kanalize edilmeyen enerji faydalı amaçlar uğruna harcanmadığı, verimli kullanılmadığı tak­dirde kötü niyetli hislerimizin kurbanı olur. Belli belirsiz kişilik sorunlarımız ortaya çıkar. Günlerimiz, uykularımız zehirlenmeye başlar.
Seni tanımayan, seni küçümser. Suriye atasözü
Türkiye’ye geldiğimde 11 yaşındaydım. Hayatımın en değerli yılları, evimizin huzurunu kaybettiğimiz o savaş günleri ile sarsıldı.… sabahları annemden izin alıp parka gitmek en sevdiğim alışkanlığımdı. … okulun yakınındaki bir bina bombalandı. Camlar patladı, insanlar koşuşturuyordu; ben küçük kız kardeşimi bulmaya çalışıyordum. O an, korku, çaresizlik ve sorumluluk duygusunu birlikte tattım. Kardeşimi bulduğumda hem kendim, hem de onun için ağladım. … Yaşamak, …imkansız gibi görünüyordu. Ben, 11 yaşındaydım. Küçük kız kardeşim, erkek kardeşim ve üç aylık bebek kardeşimle, annem ve amcamın yardımıyla, aralık ayının soğuk gecelerinde tarlalar arasında yürüdük. Soğuk, yorgunluk ve korku ile … İstanbul … 9 kişi bir dükkanda… kaldık. … ben ve kız kardeşim tekstilde çalışmaya başladık. Maaşlarımız çok düşüktü, ama hiç yoktan iyiydi. 12 yaşında çalışmak zordu; sabah 8 akşam 7 ye kadar ayakta durmak hem yorgunluk, hem sorumluluk getiriyordu. …Okuma yazmayı yeniden öğrendim. … 12. Sınıfı hayallerle bitirdim. Beslenme ve diyetetik bölümünü tercih ettim. … Türkiye’yi tek kelimeyle anlatmam gerekse “hayat“ derdim. Zehra Hussini, Suriye Bir Ülke Bin Hikaye (kitabı 58. sayfa)
… coğrafi konumunun zenginliğinden dolayı bu memlekette ne politik münakaşa biter ne de mücadele. İlk geldiğimde dikkatimi çeken muhafazakar kesimin solla, solun da sağla bitip tükenmeyen polemikleri idi. Fakat ikinci dikkatimi çeken husus da bir felaket veya doğal afet söz konusu olunca bu iki kesimin bir araya gelerek birleşmesiydi. ‘Vatan söz konusu olunca gerisi teferruattır.’ şiarı bu toplumun iliklerine kadar işlemiştir, … Türkiye’nin bir tarafı tasavvuf diyarı Konya iken, bir tarafı Türklüğün tecellisi Bursa, diğer bir tarafı yüzünü batıya dönmüş İzmir, en üç noktasında ise hepsinden bir parça taşıyan, kozmopolit şehir İstanbul … mutfağı da coğrafi konumu gibi farklı farklı kültürlerden ilmebilmek işlenmiş … Evet, ben de Türkiye’yi Turgut Uyar’ın dediği gibi boydan boya sevmişim. Bir Ülke Bin Hikaye (kitabı 15.sayfa) Naile Rüstemli, Azerbaycan Rüzgâr Kaya’dan ne alabilir ki? Azeri atasözü
10/10
·250 syf.··
2026 10. kitabı
·
23 günde okudu
·
Okunma: 22 Mayıs 2026 05:24
Osmanlı-Türk toplumuna kahve Özdemir Paşa aracılığıyla Yemen'den gelmiştir. İstanbul'da kahvehane ilk defa 1550 yılında Tahtakale'de açılmıştır. Tahtakale'de ilk defa hizmete geçen iki tane kahvehane vardı, kahvehanelerin sahipleri Suriyeliydi; biri Halepli Hakem, öteki ise Şamlı Şems. "Ne Şam'ın şekeri ne Arap'ın yüzü." atasözü de bu iki kahvehaneciden gelir. İstanbul'daki kahvehaneler zamanla siyasetin tartışıldığı ortamlar haline gelir. Osmanlı'da kahvehaneler kapatılır, kahvehane açmanın cezası idam olur. Şeyhülislam Ebussuud Efendi de "ibadette tembelliğe neden olur" gerekçesiyle kahve içmek haramdır fetvasını da vermiştir. Ancak daha sonraki dönemlerde kahvehane yasağı gevşetilmiştir. Osmanlı kahvehaneleri hep berber dükkânıyla iç içeydi. Bu kahveneleri esnaflık yapan yeniçeriler işletiyordu. Bu yüzden II. Mahmud 1826'da yeniçeri ocağını kaldırırken 10 binin üzerinde kahvehaneyi yıktırmıştır. Fransa'ya kahvehane kültürü Osmanlı-Türk toplumundan gelmiştir. İstanbul Suriçi'ndeki Sarafim, Küllük, Marmara ve İkbal gibi kıraathaneler Cumhuriyet dönemiyle birlikte aydınların bir iletişim ortamı haline gelmiştir. Zamanla radyo/televizyon kültürünün yayılması, köyden şehre göçün artması, sahafların eski kimliğini kaybetmesiyle birlikte aydınların iletişim ortamı olan eski kahvehane/kıraathane kültürü de ne yazık ki toplumda kalmamıştır. Hatta günümüz için şunu söyleyebilirim ki avamından aydınına kadar iletişim ortamlarımız dijitalleşerek tamamen sosyal medyaya hapsolmuştur ve bu da kültürel bir iletişim ataletine neden olmuştur.
Eski İstanbul KahvehaneleriCem Sökmen · Ötüken Neşriyat · 201132 okunma