Puan vermedi·304 syf.··
2026 55. kitabı
Selam Bugün sizlere farklı ve düşündürücü bir kitapla geldim. Hangimiz çocuklarımızın sosyal medya hesaplarını kontrol ediyoruz? Ya da WhatsApp mesajlarını? Hadi onu da geçelim; kendimizden yola çıkalım. Telefonunuza hiç tanımadığınız birinden mesaj gelse ne tepki verirsiniz? Peki ya bu kişi sizin hakkınızda neredeyse her şeyi biliyorsa? Düşündürücü değil mi? Hadi gelin, size kitabımızdan bahsedeyim. Linda’ya bir gün tanımadığı birinden mesajlar gelmeye başlar. İlk başlarda bu durum karşısında çekimser davransa da zamanla sadece mesajlaştığı bu yabancıya içini açmanın kendisini rahatlattığını fark eder. Birinin onun hakkında bu kadar çok şey biliyor olması Linda’yı korkutsa da çocukluğunda yaşadığı ve kendisini hâlâ suçladığı olay nedeniyle büyük bir içsel çatışma yaşamaktadır. Yaşadığı bu çatışma ve ailesinin baskıları, Ateş ile olan arkadaşlığını da etkilemeye başlar. Linda, kendisini en iyi tanıyan ve her fırsatta ona olan ilgisini hissettiren kişinin Ateş olduğunu düşündüğü için bir süre sonra gizemli mesajların ondan geldiğinden şüphelenir. Ancak gerçekte Ateş’in ona zarar verme gibi bir niyeti yoktur. Ailelerinin birbirine düşman olması Ateş’i pek etkilemezken, çevrenin baskısı Linda üzerinde ağır bir yük oluşturmaktadır. Üstelik geçmişte yaşanan kötü olayda ne Ateş’in ne de Linda’nın bir suçu vardır. Linda’nın çevrim içi olup Ateş’e cevap vermemesi ise Ateş’in dikkatini çeker. Kiminle konuştuğunu merak eden Ateş, bunun peşine düşmeye karar verir. Aileler ne kadar uzak olsa da Linda’nın hayatındaki her detay Ateş’in ilgisini çekmektedir. Onu görebilmek için gizlice okuluna gitmesi, katıldığı davetleri takip etmesi ve ne yaptığını merak etmesi bunun en büyük göstergesidir.Üstelik Linda'nin beyni yaşadıklarını kaldıramadı için çocukluğuna veya bugüne dair bazı
2026 Okuma Raporları
KullanıcıMelisa Şentürk · Ephesus Yayınları · 202633 okunma
Sabahattin Ali'nin Gözünden Anadolu ve Anadolu İnsanı
8/10
·128 syf.··
2026 16. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 28 Mart 2026 00:00
Sabahattin Ali’nin öykülerinde Anadolu’yu ve oranın insanını okumak, benim için sadece edebi bir yolculuk değil; adeta o toprakların kokusunu, tozunu ve sızısını iliklerine kadar hissetme deneyimi oldu. Yazarın her bir metinde insan psikolojisinin en kuytu köşelerine sızması, bunu yaparken de toplumsal adaletsizlikleri tokat gibi yüzümüze çarpması inanılmaz etkileyici. Karakterlerin o çaresizlikleri, verdikleri o sessiz hayatta kalma mücadeleleri ve sistemin katı çarkları arasında nasıl unufak oldukları satır aralarında öyle bir canlılıkla anlatılmış ki, insan her öykünün sonunda derin bir sessizliğe gömülmekten kendini alamıyor. ASFALT YOL Sabahattin Ali’nin bu öyküsünü bitirdiğimde boğazımda gerçekten çok ağır bir düğüm kaldı. Hani hayatta bir şeyi çok istersiniz, bütün kalbinizi, tüm iyi niyetinizi ortaya koyarsınız da sonunda o canla başla yaptığınız şey dönüp en çok sizi vurur ya; işte tam öyle bir hikaye bu. Okurken sadece sıradan bir yol yapım hikayesi değil, idealist bir insanın o temiz hayallerinin sistemin çarkları arasında nasıl paramparça olduğunu izledim resmen. Öğretmen köye ilk geldiğinde içi umutla, enerjiyle dopdolu. Kendisinin de köylü kökenli olmasıyla gurur duyuyor, hatta dürüstçe "içimde yabancı bir yere gidiyorum hissi yoktu" diyor. Buradaki psikoloji aslında hepimize çok tanıdık: "Ben onlardan biriyim, beni anlarlar, bağ kurabiliriz." Bu inanç, öğretmenin hayattaki en büyük dayanağı aslında. Kamyonun o bozuk yollardaki sarsıntısından sersemlemiş olsa bile, kafasında köylüyle kuracağı o sıcak köprü var. Ama daha ilk günden muhtarın o umursamaz bir tavırla "beş on gün dinlen hele" demesiyle, o aşılmaz soğuk duvarı ilk kez hissetmeye başlıyoruz. Köylü için okul ya da eğitim hayati bir ihtiyaç değil, sadece hayatın (harmanın, tarlanın) arasında
Edebiyat
Yeni DünyaSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 202533,7bin okunma
Reklam
Puan vermedi·262 syf.··
2018 65. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 01 Temmuz 2018 00:00
Haziranın son kitabı #türkiyeişbankasıkültüryayınları n dan #sineklerintanrısı oldu. Bu macerayı beklemiyordum doğrusu, beklentimin çok üstünde çıktı. Okuduktan hemen sonra filminin olduğunu öğrendim ve izledim. Bazı kısımlar gereksiz uzatılmış gibi geldi okurken, ama filmini izlerken de o kısımların eksikliğini hissettim. Kitap kesinlikle daha detaylı, film biraz daha yüzeysel kalmış ama yine de çok güzeldi. İzlerken "kafamda az bile canlandırmışım" dedim. Doğayla, açlıkla savaşırken, yaşama iç güdüsüyle küçük çocukların dönüştüğü o vahşilik ürperticiydi (tabi oyun parkından değil, savaştan kaçtıkları için orada olduklarını unutmamak lazım) İzlerken çok üzüldüğüm, sinirlendiğim, yer yer gözlerimi dolduran sahnelerde, okurken sanırım diyalogların fazla uzatılmasından dolayı daha az etkilendiğimi fark ettim. Kısaca konuya değinmek istiyorum. Gelecekte yaşanacak savaş sırasında güvenli bir yere götürülmek istenen, yaşları 6-12 arası değişen bir sürü çocuk, uçakları saldırıya uğrayınca ıssız bir adada mahsur kalıyorlar. Bir grup yüksek bir yerde ateş yakıp yerlerini belli etmek isterken, diğer grup avlanıp karınlarını doyurmanın daha önemli olduğunu düşünüyor ve ayrılıyorlar. Gösterilen ani şiddet eğilimleri, resmen çocuğun çocuğa yaptığı vahşeti doğuruyor. Onlar savaşla, bombalarla büyüdükleri için bu haldeler. "Acaba bütün şartlar eşit ve normal olsa, insanoğlu yine de içindeki canavarın öfkesini, acımasızlığını besler miydi? " diye sormadan edemedim... Okumalı ve izlemeli diyorum kısaca. Keyifli okumalarınız daim olsun...
Sineklerin TanrısıWilliam Golding · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202597,3bin okunma
6/10
·336 syf.··
2026 40. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 23:00
Nazan bekiroğlu’nun okuduğum 2. Kitabı, -ilk okuduğumu daha çok beğenmiştim-. Bununla birlikte bu kitabında, okumaya değer olduğunu düşünüyorum. Kitapta 2 tane hikaye var, aslında bir tanesinde, hikaye tadında Osmanlı’nın tarihi var. Birinde, Osmanlı’nın içerden ve dışardan kuşatmayla nasıl bozulmaya başladığını ve bunun nedenlerini bir yeniçerinin bakışından sunuyor önce, daha sonra padişahın bakışına geçiyor, sonra da ordunun dilinden söylüyor, sonra yine padişahların dilinden anlatıyor koca Osmanlıyı nasıl yerle bir ettiğini. Soyut ve somut ifadeler kullanarak anlatıyor (çok beğendim), diğeri evli ve çocuklu bir adamın koku üreticisi bir güzele nasıl sevdalandığını, bunun için nelerden vazgeçip ona gittiğini, kokuların ve kadının büyüsüne nasıl kapıldığını ve sonra aşkın karanlığında nasıl yandığını, yuvarlandığını daha çok soyut ifadeler kullanarak nükteli ve şiirsel olarak anlatıyor.
İsimle Ateş ArasındaNazan Bekiroğlu · Timaş Yayınları · 20213,361 okunma
8/10
·232 syf.·
2026 70. kitabı
‎Sabreden Derviş, muradına ermiş... ‎ ‎"Bu gece ne olmadık, ne inanılmaz bir geceydi. Ankara'dan istanbul hapishanesine nakledildiği gece, jandarmanın bileklerinden kelepçeleri çıkardığı dakikada, içinde bulunduğu katar bir başka katarla çarpışıyor, kendisi bu kazadan canlı kurtuluyor. Aldığı yara berelere rağmen canlı... O kadar canlı ki, yerinden kalkar kalkmaz başka kazazedelerin imdadına koşuyor, yanında yaralı olduğu hâlde, yine de diğerlerinin imdadına koşan, bir başka insan, bir kadın var. Ve bu kadın kendisini tanıyor. Evet, biraz evvel elleri kelepçeli bir mahkûm olduğunu tanıyor! Tam imdat ekipleri geleceği sırada ona kaçmasını öğüt veriyor... Zaten kendisi kaçmak, hapisten, merhametsiz duvarlar arasından kurtulmak istemiyor mu? Elbette istiyor. Ona bu nasihati verenkadın esasen eski bir mahkûm, yeni tahliye olmuş, on beş sene hapiste kalmış bir sabıkalı. Kaçmasını kolaylaştırmak için para, barınabilmek için de evinin adresini veriyor. İnanılmaz bir şans bu. Sonra tesadüf, yolda bir de Şoför Ramazan'ı karşısına çıkarıyor. Dertli adam! Çok sevdiği, lüzumsuz yere kıskandığı karısından tam da o gün boşanmış olan bir adam! Ne yaptığını, hırsını nerede boşaltacağını bilemeyen, iyilikle kötülük arasında zikzaklar çizen bir kimse! Ve sonunda o da iyi hislerine mağlup oluyor. Bir saat evvel kendisini polise vermekle tehdit eden, İstanbul'a götürdüğü takdirde şantajla yol parasının çok üstünde bir para isteyen adam, onu Tuzla ile Pendik arasında kamyonundan indirmeden evvel, eğer iş arıyorsa gelip kendisini bulması için bir adres veriyor. Ve ondan istediği çok fazla parayı almak şöyle dursun, hiç almıyor. Sonra geceyi, belki birkaç gününü geçirmek ümidiyle boş zannederek girdiği bu yazlık evde karşısına peri kızları kadar güzel fakat sonsuz kederli bir kadın çıkıyor
Edebiyat
Ayrılmak Yok!Suat Derviş · İthaki Yayınları · 202529 okunma
9/10
·556 syf.··
2026 34. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 09:06
Genç, idealist ve haksızlığa boyun eğmeyen bir makine işçisi olan Etienne Lantier, işsiz kaldığı bir dönemde Montsou’daki Voreux maden ocağına gelir. Burada, yeraltının karanlığında, insanlık dışı şartlarda, açlık sınırında çalışan madencilerin dramına tanıklık eder. Maheu ailesi başta olmak üzere maden işçilerinin sefaleti, Etienne’in içindeki adalet duygusunu ve güçlü liderlik potansiyelini harekete geçirir. Çevresindekileri etkileme yeteneği sayesinde işçileri örgütler ve büyük bir grevin fitilini ateşler. Ancak bu direniş, sadece açlıkla değil, sistemin acımasız duvarlarıyla da çarpışır. Kitabın en büyük kırılma noktasında, burjuvaziyi koruyan askerler işçilerin üzerine ateş açar; aralarında çocukların ve Maheu’nun da bulunduğu trajik ölümler yaşanır. Bu büyük yıkım, grevin başarısızlıkla sonuçlanmasına ve işçilerin boyun eğerek yeniden yerin altına dönmesine sebep olur. Her şeyin yerle bir olduğu, kaybedilmişlik hissinin ve buhranlı havanın zirveye ulaştığı bu trajik atmosferin sonunda Etienne, Montsou’dan ayrılır. Etienne tüm hatalarına, hırslarına ve içindeki öfkeye rağmen başarılı ve güçlü bir ruhtu. Çünkü o, Montsou madencilerine sadece grev yapmayı değil, insan gibi yaşamayı talep etme hakkını öğretti. Bilincin uyanışı, somut bir zaferden çok daha kalıcıdır. Askerlerin ateş açtığı, çocukların ve Maheu gibi direnişçilerin öldüğü o kırılma anıydı. Kitap fazlasıyla boğucu ve daraltıcıydı. Zola, okuyucuya konforlu bir alan bırakmadı; madenin karanlığı, açlığın kokusu ve çaresizlik insanın üzerine çöktü. Ve bu buhran esere muazzam bir gerçeklik hissi katıyor. Tarihin ve sömürünün bir döngüden ibaret olması. Zola, 19. yüzyıl maden işçilerini anlatırken aslında insanlığın değişmeyen makus talihini, iyinin ve kötünün birbirini takip eden o ezeli döngüsünü
Roman
GerminalEmile Zola · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201914,3bin okunma
Reklam
Reklam