Hayırlı Cumalar
Doğ kalbime bir lâhzacık ey Nur-i dilârâ, Nûrun ki; gönül derdime dermandır Efendim... Ulvî de senin bağrı yanık âşık-ı zârın, Feryâdı bütün âteş-i sûzandır Efendim... Ali Ulvi Kurucu
Din
Yokmuş bir aha ey gül- i rana tahammülün Bağrın ne yaktın ateş- hasretle bülbülünYek-rengdir zeban-ı hakikatte hüsn ü aşk Bang-i hezar şu'lesidir ateş-i gülünDuzah-nişin-i ateş-i fakr olduğun kalur Ey ahiret-harab tehidir tevekülünTekrarlarla şüpheleri daniş anlama Gel arif ol ki ma'rifet olsun tecahülünMerdanelik asaleti meydanda bellidir Hayber günü babasını kim sordu Düldül'ünGalib maarifin de sefası değer veli Canan vasfıdır hele aslı tegazzülün
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
“… Bunun üzerine Allah, onu ateşten kurtardı.”
Ateş dahi, sâir esbâb-ı tabîiye (tabiat sebepleri) gibi kendi keyfiyle, tabîatıyla, körü körüne hareket etmiyor. Belki emir tahtında (altında) bir vazîfe yapıyor ki, Hz. İbrâhîm (as)'ı yakmadı ve ona, 'yakma!' emrediliyor. Hz. İbrâhîm'in cismi gibi, gömleğini de ateş yakmadı ve ateşe karşı mukāvemet hâletini vermiştir. İbrâhîm'i yakmadığı gibi, gömleğini de yakmıyor. İşte bu işaretin remziyle ma'nen şu âyet diyor ki: 'Ey Millet-i İbrâhîm! (Ey Müslümanlar) İbrâhîmvârî (onun gibi olunuz). Tâ gömlekleriniz, en büyük düşmanınız olan ateşe hem burada hem orada bir zırh olsun. Ruhunuza imanı giydirip, Cehennem ateşine karşı zırhınız olduğu gibi, Cenâb-ı Hakk'ın zeminde sizin için sakladığı ve ihzâr ettiği (hazırladığı) bazı maddeler var. Arayınız, çıkarınız, giyiniz.' İşte beşerin mühim terakkıyâtından ve keşfiyâtındandır ki, bir maddeyi bulmuş ateş yakmayacak ve ateşe dayanır bir gömlek giymiş. Kur'an-ı Kerim ve Muhtasar Meali
Alıntı
Bana yaklaşmaya çalışan herkese bir silah doğrulttum ama inanıyorum ki günün birinde birisi aslında ateş etmeyi bilmediğimi anlayacak
Ateşteydin İbrahim... Sorana gül bahçesindeyim diyordun.
Alıntı
Saatler oldu, zaman akıp gidiyor... En kötüsü ise bu boşluğa alışmak. Canım dedem, şimdi yokluğun derin bir ateş. Annem çok ağlıyor; senin vefat ettiğini ona ilk başta söyleyemedik. Babam senin gidişini bize sesli olarak ilk haykırdığında, dilim tutuldu, hiçbir şey diyemedim. En çok da annemin sana hasret kalışına yanıyor, kahroluyorum. Ölümün hak olduğunu, bunun bir son olmadığını biliyorum. Belki de bitti acıların, belki de senden önce vefat eden evlatlarına kavuştun... Biz burada gözyaşı dökerken, annem eve varıp o kalabalığı görünce hızla içeri koştu; o an içine bir ateş düştü. Biz zaten sana hasret büyümüştük dedem, canımızı en çok bu yakıyor. Nenem de çok ağlıyordu zaten, şimdi yokluğunla daha da çok ağlıyor... Abim, seni evden morga götürdüklerini söyledi; dilim 'cenaze' demeye hâlâ varmıyor. Ara ara yokluğunu düşündükçe... Senin bir adın vardı ama sen gidince adın da gitti sanki. Hıçkıra hıçkıra ağlayamıyorum, neden bilmiyorum, gözyaşlarım pınarlarımda asılı kalıyor. Ama annem aklıma düştükçe içim öyle bir yanıyor ki... Keşke bir şansım olsaydı da anneme hasret kaldığı o anları tattırabilseydim; sana doya doya sarılsaydı, yanında kalsaydı... Dedem, sen öyle biriydin ki gönlümün en güzel yerindesin. Allah’tan dilerim ki bu gönlü güzel adam, cennette peygamberlerimizle beraber olur. Allah Resulü komşun olsun... Benim en güzel nimetim, dedem...