Günümüzde, olimpiyatlarda sporcuların koşarak elden ele taşıdığı o meşale, aslında binlerce yıllık bir hikâyenin yankısıdır. Prometheus'un tanrılardan çalıp insana armağan ettiği kızıl ateş; bilimin, bilgeliğin, uygarlığın ta kendisiydi. Bugün hâlâ Milli Eğitim'in logosunda o meşale durur, öyle rastlantı değil, insanlığın en eski inancının kalıcı izlerini taşır.
Aiskhylos, bu mitolojik hikâyeyi bir tragedyaya dönüştürürken aslında insanlığın doğuşunu yazdı. Prometheus o ateşi verene kadar insan karanlıkta, soğukta, çaresizdi. Ateşle birlikte yemek pişirdi, demiri işledi, dili geliştirdi, düşündü. Bir titan'ın tek hamlesi, tüm bir uygarlığın fitilini ateşledi.
Bu yüzden Prometheus'un hikâyesi bitmez. O ateş matematikten sanata, tıptan felsefeye insanın ürettiği, keşfettiği, anlamlandırdığı her şeyin içinde yanar. Bilgi bir kez insana geçti mi artık geri alınamaz; ışık bir kez yakıldı mı karanlık bir daha aynı olmaz.
Elbette tragedyada daha pek çok tema var. İnsanlar topluluk hâlinde yaşamaya başladıkça sorunlar da büyümüş, iktidar da, adalet arayışı da. Aiskhylos bunu binlerce yıl önce görmüş ve yazmış, hâlâ güncel, hâlâ çekici olması da bundandır.
Kısa ama derin bir tragedya.
Ocağınızdaki ateş sönmesin.
İyi okumalar..