Bize kendimiz üzerinde düşünme gayreti vermeyecek bir şeyi okumak, dinlemek, izlemek veya özlemek tamamen vakit kaybıdır. Fakat eger yolunu biliyorsak her şey bize kendimizi hatirlatacaktir.
Albert Einstein "Hayatı yaşamanın iki yolu vardır: Biri hiçbir seyin mucize olmadığını düşünmek; diger ise HER SEYÍN mucize olduğunu düşünmektir." derken, önümüze kadim bir tercih koyuyor. Tercih bize aittir. Kaza eseri ortaya çıktığını düşündüğümüz bir evrenden geçerken yaşadıklarımızla, mucize bir varoluşun parçası ve anlamaya mecbur bir varlik olarak yaşadıklarımız arasında belirgin fark olsa gerek.Farki yaratan tek sey ise yükledigimiz anlam ve tercih ettigimiz bakış açısı. Bu tercihi çokça düşünmeliyiz...
"...Oysa ki tüm dinler aslında ortaya çıktıkları dönemin "huzur bozucu, tabu yıkıcı, zihin dönüştürücü ve devrimsel" mesajlaridir. Sürekli olarak "ayarlarını ve varlık amacını unutmaya meyilli olan" insan topluluklarina bir seyleri hatırlatmak icin, onları rahatsiz etmekten çekinmemis önderler (peygamberler, inisiyeler yahut münevverler)"sinir aşiminin" ve "devrimciliğin" tartışmasız liderleridirler.Tüm peygamberlerin bulunduklari toplum ve zaman içinde ilk basta "anarşist ve düzen bozucu, eski köye yeni adet getirici?" olmakla suçlandiklarini bilirsiniz....
Diğer yandan, dinî ögretilerin çoğu, insana "sınırlarını zorlayacak şeyler yapmaları" konusunda cesaretlendirmeler ve hatta emirlerle doludur. İyilikte bulunmak, fedakârlkta yarışmak, canını riske atmak gibi "sinir ötesi" öneriler, dinî veya din benzeri ögretilerin temel içeriklerini oluşturur.