Kudüs, sıradan bir şehir değildir. O, üç büyük dünya dininin vazgeçilmez mukaddesleri arasinda olan benzersiz bir sehirdir.
Herkese eşit derecede açık, özgür bir Kudüs'ü kim garanti edebilir? Teoride ve pratikte bunu yapabilecek olan sadece Müslümanlardir.
Teoride böyledir; cünkü sadece Islam Musa'yı (as), İsa'ya (as).incil ve Tevrat'ı kabul eder. Diger taraftan Hristiyanlar ve Yahudiler Hz. Muhammed (sas) ve Kur'an'ı kabul etmezler. Bu hakikat, bu meselede Müslümanlar için üstünlük unsurudur.
Pratikte de böyledir; çünkü Kudüs, islam cografyasindadir. Kudüs'teki her türlü gayrı islami idare, varlığını ancak güç kullanarak devam ettirilebilecek gayri tabii bir durum ortaya çikaracaktir ve bir gerilim atmosferi hiçbir zaman özgürlük atmosferi olusturmayacaktir. Tarih, bu yaklaşımların doğruluğunu açik bir sekilde teyit etmektedir.
islam idaresi altında Kudüs, her zaman her üç din için özgür bir sehir oldu. Özgürlüklerin kısıtlanması durumu, Müslümanlarin iktidarda olmadığı dönemlerle çakişmaktadir. Bu,iki defa meydana gelmistir. İlki Kudüs Harçlıların eline geçtiginde (1099-1187); ikincisi de içinde bulundugumuz dönemde, Kudus Israil'in elindeyken.
Kudüs Müslümanların tümünün ortak meselesi hâline geldiğinde ne olacak?
Bu küresel perspektiften bakıldığında israil, islam dünyası denizi içerisinde nevi şahsına münhasır büyük bir "getto" ya da devasa bir organizma içerisindeki yabancı bir cisim gibi gözüküyor.
Göğü kucaklayıp getirdim sana
kokla
açılırsın
solmuşsun
benzin sararmış
yorgun bir işçinin yüzüne benziyor yüzün
öyle bükük bakma bana
çam kolonyası getirdim sana
kentli dağlıların haklı sevdasını
bolu ormanlarından çarpan bir koku
sanki köroğlunun ter kokusu
aman kokusu, billah kokusu
canlarım, canım benim
üzme kendini bu kadar
sana umudu öğretemeyenlerin suçu mu var
bak yeryüzü ne kadar geniş
ne kadar dar
Dur
akıtma gönlüm yaşını
gözünden öpecek bir yer bırak
oy bana en yakın
bana en uzak
sevgili yar
hasretine vur beni
Giyecek çamaşır getirdim sana