Öncelikle belirtmeliyim ki ben bir kitap kurdu değilim. Hatta uzun uzun romanlara gömülmek hiçbir zaman bana cazip gelmedi. İki lisansım da pazarlama üzerine ve bu kitabı incelemek istememin en büyük sebebi de bu aslında. Sarı Yüz kitabı, edebi yönünden çok, yayıncılık ve pazarlama stratejileri açısından ilgimi çekti.
Kitabın içeriğine geçmeden önce beni en çok düşündüren detaylardan biri, çok satan kitapların aslında editörler tarafından önceden belirlendiğine dair yapılan vurgu oldu. Bu, pazarlama dünyasında sıkça karşılaştığımız bir durumun edebiyat alanındaki yansıması gibi: Talep yaratılmadan önce arzın kurgulanması. Okuyucu ne ister değil, ona ne istemesi gerektiğini hissettirelim vurgusu.
Kitabın özellikle dikkatimi çeken yanlarından biri de sosyal medyanın, özellikle de Twitter’ın, bir yazarın kariyerini nasıl şekillendirebildiğini göstermesiydi. Kitaptaki şu cümle çok şey anlatıyor: “Günümüzde insan itibarını Twitter’da kazanabilir de kaybedebilir de.” Bu ifade, günümüz pazarlamasında algının ne denli güçlü olduğunu gösterir nitelikte. Artık bir ürünün hatta bir insanın değeri, gerçek niteliğinden çok dijital dünyadaki varlığıyla belirleniyor. Twitter’daki linç kültürü, trendler ve gündemler, bir kitabın ya da yazarın kaderini belirleyebiliyor. Bu da pazarlamanın yeni yüzü: Gerçekten iyi olanı değil, en çok konuşulanı satmak.
Ama işte tam da bu noktada insan sormadan edemiyor: Kitabın içinde bahsedilen “editörlerin seçimi” durumu acaba Sarı Yüz için de geçerli mi? Ya Sarı Yüz, düşündüğümüz kadar da harika değilse? Ya aslında bu kitap da sistemin kendisi tarafından seçilip parlatıldıysa?
Belki de Sarı Yüz, sadece doğru eller tarafından doğru zamanda, doğru şekilde pazarlanmıştır. Bu incelemeye ekleyemiyorum ama bir Sarı Yüz afişi görebilmeniz için tek