Balkan Savaşları’ndan sonra Osmanlı’yla Alman İmparatorluğu arasında anlaşma imzalanmıştı, bu anlaşma çerçevesinde Osmanlı ordusunu yönetmek ve ıslah etmek (!) üzere, Alman subayları görevlendirilmişti. Liman von Sanders’in komutanlığında, 23 general, 10 amiral, 800 civarında subay gelmişti. Birinci ordu komutanı, genelkurmay birinci başkanı, genelkurmay harekat başkanı, donanma komutanı, teyyare bölükleri komutanı, kolordu komutanları, hep Alman’dı. İstanbul işgal edilince, Alman askeri misyonunun görevine son verilmiş, Liman von Sanders başta olmak üzere, Alman general ve amiraller ülkelerine geri dönmüştü. Ancak, yukarıdaki örnekte de görüldüğü gibi, bazı Alman subayları bunu reddetmiş, üniformalarını çıkarmış ve gönüllü olarak Kuvayı Milliye saflarına katılmışlardı. Bizi terk etmeyen Almanlar olduğu gibi, Alman askeri misyonunda görev almadığı halde bize katılan Almanlar olmuştu. Hans Tröbst… Alman ordusunda yüzbaşıydı. Mustafa Kemal’e hayrandı. Alman İmparatorluğu’nun ağır yenilgiye uğraması ve bu yenilgi neticesinde utandırıcı şartlarda anlaşmalar imzalamak zorunda kalması, Alman subaylarının onurunu kırıyordu. Koskoca imparatorluklar teslim olurken, Mustafa Kemal liderliğindeki bir avuç Kuvayı Milliye’nin bağımsızlık direnişi, Hans Tröbst’ü yürekten etkiliyordu. Tek başına İstanbul’a geldi. Gemiyle İnebolu’ya geçti. Casus mu acaba diye bütün evrakları didik didik edildi. Sorguya çekildi. Beş hafta boyunca İnebolu’da bekledi. O arada hastalandı, askeri hastanede yattı. Beş hafta sonra izin çıktı. Casus olmadığına, özgürlük mücadelesine gönül veren bir dost olduğuna ikna olmuşlardı, Ankara’ya gidebilirsin dediler. Bir katır kervanına katıldı. İki günlük seyahat sonrasında Kastamonu’ya vardı. Kastamonu’daki bölge komutanı Muhittin paşa çağırdı. “Türk ordusuna