Mucize, fiziksel görünümü nedeniyle küçük çocukların bile ağzını kapatarak bağırdıkları ve ona dokunmanın sanki bir Salgın* hastalığı yayacağına inanan ortaokul öğrencilerinin içerisinde gerçek bir mucize çocuk olan August Pullman'in hikayesini anlatıyor. Genelde tereddütlere yol açacağı gibi, Auggie'nin de ailesi onu okula yazdırıp yazdırmamak konusunda bir karmaşa yaşıyorlardı ve tahmin edeceğiniz üzere bir okul macerası başladı..
Okullar iyi, kötü, nazik, zorba, barışçıl, kaba ve daha bir sürü sıfata sahip insanların bir araya toplandığı yerdir. Ama bazen mesele, o insanların küçük yaşlarda olması ve hemen her şeyi uçlarda yaşaması ile ilintilidir. Beecher Ortaokulu da işte böyle bir yer; sürpriz kişilikler ve zıt ya da benzeri çocukların olduğu, ama hepsinin gerçekten çocuk* olduğu bir mekan. August'un rakipleri bazen sadece onlardan bazıları değil, aynı zamanda velileriydi. Lâkin ne hoş ki, bu okulda bir sürü gizli güzellikler de vardı.
Kitapta ana konu olmayan ama benim dikkatimi çok çeken bir mesele, okul müdüriyetinin hassas konularda profesyonel yaklaşımı ve bununla nasıl başetmesi oldu. Ne yazık ki, gerçek hayatta bu çok karşılaştığımız bir şey olmamakla beraber çocuklara bazı zaruri manevi değerlerin aşılanması da bir takım öğretmenler tarafından bireysel olarak yürütülüyor.
*****
Bu kitabı okumadan uzun zaman önce aynı isimli filmini izlemiştim. Konuya vakıf olmamın kitabı okurken beni rahatsız edip etmeyeceğini düşünüyordum ve en ufak şekilde rahatsızlık duymadım, ki keyif aldım. Filmdeki Auggie, kitapta tasvir edildiği gibi pek başarılı yansıtılamamış, ama gözümün önünde sürekli o karakter canlandığı için bunu böyle devam ettirdim.
Çeviri bazen çok akıcı olmanın yanısıra yer yer de hatalıydı.İngilizceye vakıf olan birinin gözüne batabilecek bariz