Aurelius Augustinus.
İnsanlar dağların zirvelerini, denizlerin dalgalarını, nehirlerin boylarını, uçsuz bucaksız okyanusları, yıldızların dairesel hareketlerini merak eder ama kendileriyle ilgili şeyleri merak etmezler..
sophrosyne
Gölgelerin ilizyonu insanlığı ait olduğu çağda hareketsiz bırakmıştır. Eflatunun devletinde mağara alegorisi karanlıkta kalan insanı resmetmişti. Augustinus ise güneşe uzun süre bakmanın insanı nasıl kör ettiğini ele almıştı. İslam filozofları eflatunu benimserken hristiyan teologları augistinus'un üzerinde fazlaca durmuştur. Hem müslüman hem hristiyan teologları insanlığın karanlıkta kaldığı konusunda bu minvalde aynı yolun üzerine düşmüşler. Burada güneş teknolojik ilmi yani batının gözünü kör eden dünya renklerini sembolize ederken, eflatunun gölgeleri batıla düşmüş ve o bataklıktan çıkamayan doğuyu ve asyayı temsil ediyor. Romalılar denge ve zerafet manasına gelen " sophrosyne" kelimesini iç ve dış yönetim felsefesi olarak benimsemişlerdir. Göz burada hem bir iman hem de bir hükmetme organıdır. Kentlerini evlerini buna göre dizayn etmişler ve hayatlarında bu dengeyi esas tutmuşlardır. Bugün hayatlarımızdaki çürümüşlük bu dengenin yokluğu değil midir ? Gözlerimiz asıl görmesi gerekeni görmekten uzakta değil midir ?
Duygu ve Düşünce
Reklam
SUÇ YOK, AYIP YOK Çok eskiden beri din seksi günahla, suçla ve utançla eşit tut­tu. Dinin bakış açısından seks sıklıkla, insanlığın erkek ve kız evlatlar dünyaya getirmek amacıyla katlanmaya mecbur edildiği zorunlu bir günah olarak görüldü. Tarihte Cinsellik* adlı kitabın yazarı Reay Tannahill ilk Hıristiyan liderlerin seksi günahla aynı gördüğünü söyler. Şöyle der, Kilise papazları arasında cinsel ilişki f aaliyetinin as­ len mekruh olduğuna dair genel bir algının somut bir ör n eği Augustine 'di**. Büyük Yahudi bilim adamı Maimonides cinsel birleşme­ nin sadece üreme amaçlı olduğunu öğretti. Maimonides be­ densel hazzı tüyler ürpertici, bayağı bir şey olarak değerlen­ dirdi. Kabalistler fa rklı bir görüşteydiler. Kabalist için bir insa­ nın bedenini mutlu etmesi, o kişinin ruhunu mutlu etmesi ka­ dar kutsal bir işti. Her şeyden önce ruhla bedeni birlikte yara­ tan Yaratıcı 'ydı. Din müessesesinin Kabalistleri istememesi­ nin ve onlardan korkmasının bir nedeni de bu olabilir.
Alıntı
Tanımadan ölçüsüzce hüküm veriyoruz
Duygu ve Düşünce
Adalet Üzerine
Adalet olmayınca devlet büyük bir çeteden başka nedir ki? Aurelius Augustinus
Hakiketten yayılan ışığı seviyorlar ,ama o ışık kendi yanılgılarını ortaya çıkardı mı ondan nefret ediyorlar . Çünkü aldatılmak istemiyorlar ,aldatmak istiyorlar. Augustinus
Reklam
Reklam