Stoacılar (örneğin, Hrisippos, Zenon, Cicero, Marcus Aurelius) bize iyi yaşamayı öğrenmenin iyi ölmeyi öğrenmek, aynı şekilde iyi ölmeyi öğrenmenin de iyi yaşamayı öğrenmek olduğunu öğretmiştir.
Cicero, "Felsefe yapmak ölüme hazırlanmaktır," der. Aziz Augustinus, "Bir adamın benliği yalnızca ölümün karşısında doğar," diye yazmıştır.
Jean-Pierre Peter Antikçağ'dan beri acıyı kültürle ilişkilendiren özellikleri inceden inceye çözümlemiş; Stoacılığın ve Epikurosçuluğun da kanıtladığı gibi, aşırı dayanıklılığın taşıdığı değerin altını çizmiştir. Hıristiyanlığın mesajı da etkili biçimde bu geleneğin içinde yer alır. Gençliğinde Mani'nin öğrencilerinin ikiciliğine karşı uzun süre mücadele eden Augustinus, kötülük sorunuyla uğraşırken, yeryüzünde acının varlığını açıklamak için ilk günah dogmasına başvurur. Kötülüğü günahtan ayrı tutmak olanaksızdır, çünkü Tanrı adildir. İnsanların iyiliği ve esenliği için düşünmüştür acıyı - öncelikle de İsa'nınkini. Acı, Tanrı'ya yaklaşmanın en hızlı yoludur. Kurtuluşun ilk adımıdır. Tanrı lütfunun izlediği yolu gösterir. Augustinusçu bakış açısı "bedenle ruhun karşılıklı dışsallığını yaratır. Bunun sonucu olarak, "ruhun zaferini açığa vurmak için, bedenin bozgununu gözler önüne sermek ya da o bozgunu hazırlamak gerekir."
Beden Kültürünün Merkezindeki Haz ve Acı/Bedenin Acıları, Sıkıntıları ve Sefaleti/Acı ve Sıkıntı·Kitabı okudu