geleneksel toplumlarda davranışların çoğu diğer insanların beklentilerini karşılamak için yapılır. dostlar, düşmanlar ve insanın önem verdiği diğer kişiler, onun benliğini biçimlendirirler. çağdaş toplumlar ise insanın varoluşundan haberdar olabilmesine ve kendi iç yaşantısı doğrultusunda davranmasına öncelik tanır. bir başka deyişle, bir insanın gerçek kimliği, yaşadığı olayların ne olduğuna değil, o olayların kişi tarafından nasıl yaşandığına göre belirlenir.
gelenekler ve töreler insana koruyucu bir ortam sağlar, ama onun toplum içinde farklılaşmasını ve kişiliğine yeni boyutlar katabilmesini de büyük ölçüde kısıtlar.
ilkel toplumlarda birey, toplumdan ayrı bir bütün olarak var olamaz. önemli olan, aile, kabile ya da köydür. ancak sonraları insanlar arazi sahibi olup ekonomik bağımsızlıklarını kazandıkça hak sahibi olmaya ve bireyleşmeye başlamışlardır.
ilkel topluluklarda yazılı yasalar yoktur, ama töreler bireyin davranışlarının her boyutunu denetler ve onun ikinci bir kişiliği durumuna gelir. birey onları bozarsa tedirgin olur ve suçlanır.