Ama yine de kendimizi kandırmayalım. Değişmiş, bambaşka biri olmuş değilim. İnsan öyle bir yolculuğa çıktı, psikoloğa gitti, içindeki beni keşfetti, yogaya başladı, çakrasını açtı, oturup roman yazdı, kalkıp tutkulu bir aşka yelken açtı filan diye cümle düğümünü çözüp tekmil derdinden arınmıyor. Huzursuzluk da huzur gibi ruhta köklenen vahşi bir çiçek, baygın rayihasını salıp sivri dikenlerini batırarak içten içe açmaya devam ediyor. Galiba insan yaşı kaç olursa olsun, kanaya, kanata, güle, ağlaya, şükürle isyan arasında gidip gelerek her adımda biraz daha büyüyor. Sonra yeterince şanslıysa, bir gün yeniden çocuklaşacak kadar kocadığında, biraz usanarak, biraz bağışlayarak, biraz da omuz silkip artık o kadar da umursamayarak ölüp gidiyor. Genellikle sıradan bir şekilde. Ve her nasılsa hazırlıksız. İyi ki de öyle.