Acz içinde geçen yıllar,dedi içinden,duygularımıza karşı acz içinde geçen yıllar:Dokuz yıl oldu ve sesinin tek bir tonu değişmemiş,bedenimin tek bir siniri bile onu farklı algılamıyor.Hiçbir şey yitmemiş,hiçbir şey geçmemiş,varlığı eskiden olduğu gibi sevgi dolu bir mutluluk yaratıyor.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kadının üç günlüğüne akrabalarının yanına gittiği,genç adamın çaresizce odadan odaya dolaşıp kendinde kitap okuyacak gücü bile bulamadığı,altüst oluşunun nedenini kendine açıklayamadığı paskalya haftası değil miydi o?Sonra kadının eve döneceği gece onun adım seslerini duyabilmek için gece yarısı bire kadar beklememiş miydi?İçini saran heyecan dolu sabırsızlık yüzünden,araba geldi mi diye vaktinden önce defalarca çekinerek aşağıya inmemiş miydi?Tiyatroda eli tesadüfen onunkine dokunduğunda elinden ensesine kadar ürperişini anımsamıştı
Ama aşk bir cenin gibi bedenin karanlıklarında acıyla dönüp durmaktan kurtulduğu,nefes ve dudak aracılığıyla kendini zikir ve itiraf edebildiği zaman gerçek aşktı.
İlk kez dokuz yılı aşkın bir süre önce karşılaşmışlar,aşılamaz mesafeler yüzünden o zamandan beri ayrı düşmüşlerdi,şimdiyse konuşmadan da olsa yeniden yakın ve birlikte olduklarını artan bir şiddetle hissediyorlardı.Tanrım nasıl uzun gelmiş nasıl bitmez tükenmez olmuştu bu dokuz yıl,dört bin gün ve şu güne,şu geceye kadar dört bin gece!Ne çok zaman geçmiş ne çok zaman yitirilmişti,ama tek bir düşünceyle ve tek bir saniyede en başa dönülebiliyordu.