ev epridi,
gün epridi,
güneş epridi,
bizi biz yapan ne varsa gül
reçelinde kalmış
bir gül yaprağı gibi kalmış, yapışkan
bireysel
olan ne varsa
bir babanın kızına dair
bildiği kalmış yıllardır
bankanın "bireysel şube girişi"
dolambaçlı cümlelere gerek yok
denizi tereyağı yap ekmeğime sür
deniz anaları deniz reçelinin taneleri
gibi duracak ve tat verecek
yine de ben Allah'ım diyorum
tabancayla fırlamış kemikler gibi
doğabilirdik aynı anda hepimiz
ve yine dönmek isteyebilirdik
sana, rahime ya da Rahim'e,
şimdi herkes kendinin mevsimi
yaşlılık bir libas ki zannımca
derinin altında genç, çilli bir bahar.
sonra Vaiz Möderlin,
elbisesinin
kumaşı eflatun
dikimi unutuş olan
Hiç'in huzuruna çıktı
ve ondan yalnızlığa aşina
olup olmadığını sordu.
Hiç sustu.
Sessizliğinde bir krallık gölgeleniyordu sanki
İncir uykusu gibi bir susmaktı onunki.
Vaiz Möderlin bunu "evet" olarak kabul etti.
Ama yine de dilinin ve kalbinin
beş çağlayan aşağısında
çözülmeden kalmış meselelerin olduğunu
biliyordu.