Sonra üçü bir Yitik Zaman Bahçesi'ne vardılar. Tam orta yerinde durdular bahçenin. Birbirlerinden haberleri bile yoktu durduklarında, ama sadece yaban mersini yiyip nehir suyu içmekten yorgun düşmüş cılız bacaklarını durduran şey, ortaktı: Yerdeki güneşi emmekle meşgul, portakal rengi bir çiçek. Büyüyüp serpilmiş de tam çiçek açacakken rüzgar aklını alıp gitmiş, o da açmayı, serpilmeyi unutmuş. Gökteki güneşe uzanmak müşteri üşendiriyor onu, yerdekileri emiyor.
Yıllar böyleydi sanki, her taraf unutkan çiçeklerle doluydu. Zaman yaşlanıyor dedi, Botanikçi. İlk doğduğunda zamanın kısrağı daha hızlı koşarmış, güneş avcu kapatıp açıncaya kadar doğup batarmış hemen, serseriymiş, rüyaların hala hızlı başlayıp bitişindeki neden o gerçek, cılız zamanmış hâlâ... İnanırsanız tabi.