10/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2025 9. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 04 Kasım 2025 11:55
Kitabı okurken sürekli bir sözlüğe bakma ihtiyacı hasıl oldu fakat bu hoşuma da gitti. Bilmediğim pek çok kelime öğrenmiş oldum ileride hatırlamak için buraya yazmak istedim. iyi okumalar Ölüm Çiçekleri Ağlebi ihtimal : Büyük olasılıkla, kuvvetle muhtemel Akaju :Koyu kırmızıya çalan kahverengi ton. Avdet :Dönüş, geri gelme. Cerhedilemez :Çürütülemez, geçersiz kılınamaz. Cali tavır :Yapmacık, sahte davranış. Fecaat : Çok üzücü, korkunç olay, felaket. Hacalet : Utanç, sıkılma, mahcubiyet. şayî olma: : Yayılma, duyulma, herkes tarafından bilinmek, dilden dile dolaşmak. Hilafına : Aykırı olarak, tersine. Hodbinlik : Kendini beğenmişlik, kibir. İhtilas : Çalma, hırsızlık, gizlice alma. İktifa etmek : Yetinmek, kâfi görmek. İnsiyak : İçgüdü, sezgisel yönelim. İptidai : İlkel, başlangıç düzeyinde. İstical : Acele etme, tez davranma. İsticvap :Sorguya çekme, ifade alma. İstidlal : Akıl yürütme, delil getirerek sonuca varma. İstihza : Alay etme, küçümseme. İstikab etmek : Karşı gelmek veya yönelmek. Kablelvuku :Olaydan önce, önceden. Kani olmak :İnanmak, emin olmak. Mahfuz :Korunmuş, saklı, muhafaza edilmiş. Maktua :Kesik, tamamlanmamış; bazen haberin sonu olmayan. Melhuz : Düşünülen, göz önünde tutulan, sezilen. Methaldar olmak :Dahli, ilgisi bulunmak. Meşkuk bir iş : Şüpheli, güvenilmez iş. Müsekkin : Sakinleştirici, yatıştırıcı. Müstehzi : Alaycı, küçümseyici.
Ölüm ÇiçekleriEdgar Wallace · İthaki Yayınları · 202453 okunma
Puan vermedi·120 syf.··
2025 34. kitabı
Kendi jenerasyonunda "Türkiye'nin Zola’sı" olarak anılan Selahaddin Enis’in eserleri, Türk edebiyatında naturalizm akımının nadir örneklerinden biri olarak öne çıkar. Üslubu ve diliyle dönemin edebi kalıplarının dışına çıkan yazar, özellikle kadın eleştirileri nedeniyle "kadın düşmanı" gibi sert bir lakapla anılmıştır. 1942 yılında, yakalandığı zatürre sonucu hayatını kaybeden Selahaddin Enis, Cumhuriyet devrinin unutulmuş yazarlarından biridir. Yazdığı pek çok hikâye, yalnızca dergi sayfalarında kalmış; ancak Cumhuriyet sonrasında yayımlanan Bataklık Çiçeği adlı kitabıyla dikkat çekmiştir. Yazarın kadınlara dair görüşleri oldukça tartışmalıdır. O dönemdeki toplumsal çürümeyi kadınlara bağlaması dikkat çekicidir. Örneğin “Hufre (Çukur)” adlı öyküsünde, “uzv-ı zevk” olarak nitelendirdiği kadın cinsel organını, bütün kötülüklerin kaynağı olan bir çukura benzeterek uzun uzadıya lanetler. Bir başka öyküsünde ise hayat kadınlarını “tükürük hokkası”na benzeterek aşağılar. Bataklık Çiçeği adlı kitabında yer alan hikâyelerden bazıları şunlardır: * Bataklık Çiçeği: Bir erkek anlatıcı, sevdiği kadının ihanetine uğrar. Kadın, onun duygularını sömürür ve sonunda ne olur? * Bir Kadının Son Mektubu: Toplum tarafından dışlanan bir kadın, yaşadığı acıları, öfkesini ve yalnızlığını bir mektupla anlatabilir mi? * Teşrihhanede: Bir tıp öğrencisi ya da gözlemci, cesetlerle dolu bir teşrihhanede yaşadıklarını nasıl ifade eder? * Avdet(Dönüş): Yıllar sonra geçmişine dönen bir karakterin, bıraktığı yerin artık eskisi gibi olmadığını fark etmesiyle ne olur? Toplamda 13 öyküden oluşan Bataklık Çiçeği, toplumsal ve bireysel çöküşü konu alan gerçekçi hikâyeleri içerir. Bazı öyküleri yazıldığı dönemde devlet tarafından yasaklanmış, bu da onun döneminin ne denli sınırlarını zorladığını
Bataklık ÇiçeğiSalahaddin Enis · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2022746 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·200 syf.··
2025 3. kitabı
Bu kitapla üniversite birinci sınıfta Gençlerle Başbaşa kitabını okurken Ali Fuat Başgil’in tavsiyesi üzere tanıştım. Yıllar sonra kitabı okurken hissettiğim şey ise bunca sene beklemiş olmanın pişmanlığı oldu. Yazar kitabı hangi düşüncelerle yazdı bilemiyorum. Ancak anlatılanlar, nefis terbiyesi dediğimiz sürecin birebir aynısıydı. “Nefsimizi nasıl terbiye etmeliyiz?” sorusunun, madde ile ilgili olan cevabının tamamını bu kitaptan aldım diyebilirim. Kitabın tamamı hakkında bir şeyler yazmak sayfalar alacağı için sadece bir bölümün üzerinde duracağım. İrademize hükmetmek için, kararlı olmamız gerektiğini anlatan bölüm ve bu bölümden anladıklarım: Kendisine net bir amaç belirlemeyenler, ya da belirledikleri hedeften sürekli saparak, düşüncelerinin dağılmasına izin verenler, hayatı tutarsız bir şekilde yaşarlar. Yelkensiz bir tekne gibi dalga nereye atarsa o tarafa sürüklenirler. Aksine, ne istediğini bilerek daima hedefe odaklananlar, dümeni eline alır ve süreci bizzat yönetirler. Hayatta gafil avlanmazlar. Siyasette, politikada dahası hayatın her yerinde kararsızları, çekimserleri, pısırıkları peşinden sürükleyenler, net ve gözü pek girişimleri olanlardır. İşte zihnimiz de aynen bunun gibidir. Bir karar alacağımız zaman, kendimizden emin ve net bir biçimde alırsak, zihnimiz bu kararlı tutumumuzu tüm organlarımıza ve hislerimize iletecektir. Böylece onlardan gelecek mukavemet yani tembellik önlenmiş olacaktır. Ancak aldığımız kararda, zihnimiz bu netliği duyularımıza ve duygularımıza aktaramazsa en ufak bir tembellik dahi bizi kararımızdan döndürecek ya da süreci yavaşlatacaktır. Mesela şöyle bir karar aldık: “Bundan sonra her gün okuduklarımı, öğrendiklerimi hülasa eden bir şeyler yazacağım. Böylelikle öğrendiklerimin zihnimde kalıcı olmasını sağlayacak ve bu
İrade TerbiyesiJules Payot · Ediz Yayınevi · 201838,5bin okunma
7/10
·120 syf.··
2025 56. kitabı
Realizm akımına bağlı ve Emile Zola'ya büyük bir hayranlığı olan Selahattin Enis, "Bataklık Çiçeği" adlı hikaye kitabıyla karşımızda... Yazarımız, bu eserinde on üç öyküyü topluyor. Yaşama karşı keskin gözlemleri olanSelahattin Enis, öyküdeki kahramanları hangi durumda olursa olsun, realiteyi ve realizmi elden bırakmıyor. Dönemin edebiyat çevrelerince gözlemci ve çözümleyici bir yazar olarak niteleniyor. Bu eserindeki öykülerinde hayatın en kirli yanlarına, insanın en büyük acılarına, geçim kaygısına yer veriyor. Ahlak kavramıyla çok uğraştığını görüyorum. Yazar kimliğiyle dönemin toplumsal ahlak kurallarına karşı bir tavır çiziyor. Ahlakın kaldıramayacağı konular üzerinde net ve gözlemci öyküler yazmanın onu mutlu ettiği de hissediliyor. Selahattin Enis, edebiyatla bilimin kardeş olduğuna inanıyor. Ona göre iyi bir yazar, en azından bilimin çeşitli türlerinin temel jargonuna hakim olmalıdır; ancak bu şekilde başarılı eserler verebilir. Bu kitanında yalın bir üslup kullansa da öyküler sürükleyicilikten uzak bir yapıda gelişiyor. "Bataklık Çiçeği"nde, güzel başlayıp çöküşe geçmiş bir evlilik ve ilişkinin toksik tarafı olan kadın Semra resmediliyor. "Bir Kadının Son Mektubu"nda küçük yaşta kimsesiz kalan, toplumsal ahlakla mücadele eden, fahişeliğe başlayan, toplumsal kuralların onu değiştirdiği bir kadının ölmeden önce yazdığı mektubunu okuyoruz. "İmam'ın Fatma Hanım"da, kedilerinden başka kimsesi kalmayan Fatma Hanım'ın dört ayaklı evlatlarıyla geçen hayatı anlatılıyor. "Lambo Usta"da köyden İstanbul'a geçen ve bakkal işleten, kurnazlığıyla mahallenin tek bakkalı olan, sonrasında aşka düşen Lambo Usta'nın hikayesi ifade ediliyor. "Çingeneler"de bir köye göç eden çingeneleri ve çingenelerin hayatını yakından keşfetmek isteyen bir grup köylünün hikayesini okuyoruz.
Edebiyat
Bataklık ÇiçeğiSalahaddin Enis · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2022746 okunma
Bir Muharririn Huzur’undan Hareketle Huzursuzluğu Takdim
Puan vermedi·415 syf.··
2023 20. kitabı
·
32 günde okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2023 00:00
Takdim Roman; bir edebi tür olarak edebiyata ve hassaten Türk edebiyatına sonradan dâhil olmuştur. Bunun ardında çeşitli nedenler olmakla birlikte edebiyatın artık salt bir ‘’üst zümre’’nin bir ürünü olmaktan çıkarak diğer zümrelere de dâhil olması ve tüm bir toplumu ilgilendirmeye başlaması söylenebilir. Daha evvelki dönemlerin estetik kaygılarla bir salt sanat ruhu ile yazılan edebi türlerinin yanında roman, toplumun meselelerine odaklanması daha kolay bir tür olarak görülmüştür. Şimdi, Ahmed Hamdi Tanpınar’ın ‘’Huzur’’ romanını edebiyat ve edebi tür olarak roman ve Muhafazakârlık bağlamlarında tetkik etmeye çalışacağım. Kitap Hakkında: Kitap 4 bölümden müteşekkil olup her bir bölümü bir karakter ile tesmiye olunmuştur. Fakat bu bölümlerin böyle isimlendirilmesi, o kişileri anlatmasından dolayı değil bilakis onları bir tâli karakter olarak kullanmış ve onların ana karakterimiz Mümtaz’ın hayat serencamına bıraktıkları tesirleri ile dile getirmiştir. Ayrıca her bir bölüm adeta bir musiki ile paralel olarak ilerlemekte ve her bir bölüm ayrı bir musikişinaslık ile müteessir olmaktasınız. Nitekim ilk bölümümüz olan İhsan bölümünde sizi bir teessür hissiyatı ihata etmekte ve zihniniz bu hissiyatla bölümün sonuna kadar o musikiyle meşgul olmaktadır. İkinci Bölüm ve üçüncü bölümün ilk kısımlarında bir mutluluk hissiyatı ve musikisi ile baş başa bırakıyor sizi ve bundan sonraki kısımlarda da bir iç bunalım, melankoli sıkıntısı sizi kuşatıyor ve bu şekilde bir karmaşa içinde kitabın nihayetine varmaktasınız. Kitapta zaman kavramı oldukça garip bir şekilde ele alındığını da söylemek icap eder zira Tanpınar’ın bu romanında zaman ilerlememekte ve sabit bir zaman dilimi içinde sizi başka zamanlara, maziye ve buna dair hülyalara daldırmaktadır. Tüm hadiseler 24 saat içinde
Edebiyat-Düşünce
HuzurAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 201921,4bin okunma
10/10
·
Beğendi
“Bir dünyada, bin dünya yaşamak istiyorum”… Çocukken yatmadan evvel ettiğim duamda pek de anlamını bilmediğim bir dilekti. Doğal geliyordu bu nakarat bana. Kaynağını, nerden dilime doladığımı bilmiyordum. İçimden mi söyletiliyordu? Kafamda sanki bir slogan hâlini almıştı. Bu hezeyan, dokuz yaşındayken ölümden döndüğüm bir kazadan sonra üzerinde fazla düşünmeden oluşuverdi sanıyorum. Zamanla anladım ki hem içimde hem de ‘dışım’ sandığımda; Bin dünya değil, BİR dünyamızmış iç çektiğim… Veni Vidi Vici Geldim Gördüm Yendim. BİRliği gördüm. “BEN” dediğimizi yenmek için döndürüldüm… Bu sanki avucuma yazdırılmıştı dönmeden. Bu ne ilk ne sondu, birkaç kez daha döndüm, hepimizin kolunun altındaki dosya ile. Ne demek olduğunu onaltı yaşımda Hz. Mevlana’nın Konya’daki türbesini ziyaretimde anladım. AŞK düştü içime. Yetmedi, keşfedilecek bu dünya vardı önümde. Ortak yazgımızı idrak etmem, kırkımda kazasız belasız ‘geldiğimiz O Âleme’ tekrar çekildiğimde, “OL’mak ve VARLIK!” dersinin içime işlenmesi ile oldu. “Mabet değil Muhabbet istiyoruz” – “Yaz”, BİZ’i yaz, bu kanal hepimize açık” dendi. Yazdım defalarca ama yayınlayamadım. Otuz yıl geçti, tekrar O’raya temelli avdet etmeden yazma cesaretini ve cüretini, Covid’ten kardeşimi kaybedince ancak buldum içimde. Dilerim, “BİZ”in Tümü kapsayan mesajını “gerçeğimize” bir alternatif farkındalık olarak iletebilirim.
Kuantum Birlik AktivizmiOnur Fenercioğlu · İkinci Adam Yayınları · 20240 okunma