Gerçeklik, tek ve sabit bir yapı değildir; o, gerçekleşmeden önce olasılıkların sessiz çoğulluğunda var olur ve ancak bir tercih, bir etkileşim ya da bir gözlemle belirginleşir.
Geçmişte nasıl düşünülmüş nasıl his edilmiş ve neler söylemişse bu duygu ve düşünce duvarlarımızı örüyor, yeni bir ruhsallığa kavuşma adına bu duvarları aşamıyoruz. Bunun ne cesaretini nede gücünü kendimizde bulamıyoruz. Dolayısıyla bize dayatılan benliklerin dışına çıkamıyoruz.
Doğası gereği doğayla benzer özellikler taşıyan ve sahip olduğu dişil özellikler nedeniyle doğayla özdeşleşen kadının, doğasına uygun olarak geliştirdiği toplumsal gerçeklik canlı bir doğa-evren anlayışıdır.