Büyük bir haksızlık vardı bu konuda, evrensel bir adaletsizlik, doganin kendisinde. Toplumsal eşitsizliğin ötesinde, doğa da böyle kurgulamıştı sanki, acı bir oyun gibi, her sahnesi işkence, her perdesi kan.
Bebeği karnında taşımak, bulantılar, ağrılar; doğum sırasında atlatılan tehlikeler, sancılar; sonra emzirme, besleme, her ay katlanılan aybaşı ağrıları; ömür boyu ev işi yapma zorunluluğu; genellikle kadından üstün olduğuna inandırılarak büyüyen bir erkeğe katlanma, hatta ona kendini çok zeki hissettirme görevi; çapkınlığın erkekte marifet, kadında ahlaksızlık sayılması; tek tanrılı dinlerin kadın düşmanlığı...
Aşkın olduğu yerde acı vardır, daha bilmiyordum. Annem, "Kendini bir hafta, olmadı bir ay, bir yıl, beş yıl sonradaymış gibi düşün. Nerede olacağını düşün. Belki o kızın adını bile unutacaksın," demişti. Adını unutmadım. Mektupları da duruyor. Onu sevmiş halimi bugün de seviyorum. Acısıysa artık acıtmayan bir anı. Türümüzün sağlığı kötü şeyleri unutmamız üzerine kurulu.