daşdibek

Eski devir edebiyatında vezin ve kafiye çerçevesinde tanzim ve inşa edilmiş her söz dizimine manzume, manzumeler içerisinde fevkalâde mânâ ve yapı işçiliği ile parlayanlara da şiir derlermiş. Bugün en azından şiirde âhenk ve ritim, bu eski telakkinin kendi şartları içerisinde yeniden hayat bulması için genç şairlerin peşine düşmesi gereken iki ana şiir unsuru olmalı. Bu iki temelde de divan şiirinde gani gani mevcut. Şiirin yarısı ilham ise diğer yarası söz ve biçim işçiliğidir. Ucuz kelime oyunları ve köksüz imgecilikle büyük şiir yazılmaz. Sağlam bir birikim olmadan da büyük ve müessir şiirlere yol verecek ekol oluşturmak mümkün değildir.
Sayfa 25 - Bir Yerde Vahim Bir Yanlış Yapılmıştır, Altı Asrın Birikimi Divan Şiirini Yıkmak Ya Da Yeniden İnşa Etmek - İdris Mahfi Erenler·Kitabı okudu
Reklam
1930 yılında Ankara'da toplanan Türkçe ve Edebiyat Muallimleri Kongresi, yeni Cumhuriyet edebiyatçılarının ilk büyük hücumuna sahne oldu. Öncüler Ahmed Hamdi Tanpınar ve Mustafa Nihat Özön idi. Tanpınar, divan şirinin eğitim müfredatından kaldırılmasını talep ediyor, Özön bu talebi desteklemenin ötesinde divan şirini sert bir dille tenkit ederek taarruza ekstra katkıda bulunuyordu. Bu hücumlara karşı çıkıp divan şirini müdafaa ise Hıfzı Tevfik Gönensay ile 15 sene sonra "Divan Edebiyatı Beyanındadır" adlı risalesi ile divan şiirini ve edebiyatını yerden yere vuracak olan Abdülbaki Gölpınarlı'ya kalmıştı. Yeri gelmişken, bu risaleyi yazmasından 30 sene sonra "Bu sözleri bir itiraf- zünûb olarak söyleyip şimdi hiç de o fikirde olmadığımı, hatta o zaman bile olmadığımı, onun bir tevehhüm sayfasından ibaret bulunduğunu belirttikten sonra asıl söze geleyim: 'Divan Edebiyatı Beyanındadır'ı yazdığımdan dolayı da beni ayıplamayın artık olmaz mı?" diyerek divan edebiyatı hakkındaki ağır taarruzundan nadim olup tövbe eden Abdülbaki Gölpınarlı merhumun ricasına da uyup o bahse artık değinmeyelim. Sadece o zaman divan şirini silip atmanın edebiyatı kurtarmanın en büyük çaresi olarak gören Tanpınar'ın, on yıl geçmeden "Eski Şiirimize Dair" yazısıyla insafsız görüşlerinden rücu ettiğini belirtelim.
Sayfa 23 - Bir Yerde Vahim Bir Yanlış Yapılmıştır, Altı Asrın Birikimi Divan Şiirini Yıkmak Ya Da Yeniden İnşa Etmek - İdris Mahfi Erenler·Kitabı okudu
T.S. Eliot şöyle demiş: "Kâinatta sadece tek bir daire ve tek bir merkez olduğu hâlde vasat insan kendi dairesinin merkezi etrafında dönmektedir. Her şeyde ilahi aklın izleri görüldüğü hâlde insanların çoğu kendi akıllarına güvenirler." Hayâlî Bey. O da şöyle demiş:" O mahîler ki deryâ içredür deryâyı bilmezler."
Sayfa 20 - Etkilenme Endişesi, Yahya Kemal ve Türk Şiiri - Yağız Gönüler·Kitabı okudu
Modern insanın arada kalışı (araf) İsmet Özel'in temel sorunsalıdır. Onun şiirsel özneleri, özü ve varlığı arasında sıkışıp kalan insanlardır. Varlıklarıyla bugüne ait olmalarına ve memnuniyetsizlikleri, yenilgileri, başarısızlıkları, kendilerine inançsızlıklarıyla bugünde kalırlarken geleceğe taşınan özleriyle isyankâr, adalet peşinde koşan, şiddetle beslendikleri için şiddetin dilini kullanan öznelerdir bunlar.
Sayfa 17 - Çarpışma Mı Uyum Mu Yahut Geleneksel ve Modernlik Arasında Şiir - Hayrettin Orhanoğlu·Kitabı okudu
Buraya kadar dağınık bir biçimde sıralanan düşünce parçaları birleştirildiğinde ortaya ilginç bir sonuç çıkmaktadır. Tanzimat döneminde, demek ki, Batı tarzı Türk tiyatrosunun başladığı noktada, Tanzimat aydınlarının neredeyse hepsi tiyatroyu önemsemiş ve bu Batılı form içinde denemeler yapmış ya da iyiden iyiye bu forma yerleşmiştir. Merak ettikleri bir şeydir sanki Batı tarzı tiyatro, istemeden, adım adım yanaştıkları bir şey. Dönemin neredeyse bütün önemli yazarlarının dram formunu en az bir kez denediği iddia edilebilir kolaylıkla. Ancak, herhalde, bu denemelerin büyük çoğunluğunda, Batı tiyatrosu bir bakıma giderilemez bir huzursuzlukla birlikte edinilmiştir. Etkilenme endişesinin ve, Gürbilek'ten devralınmış bir terimle, kadınsılaşma korkusunun yanı sıra, kadının sahnedeki varlığı, yani mahremin namahrem karşısında, hareme girmeye izni olmayanların karşısında sergilenmesi erkek yazar için daha metin düzeyinde bile bir huzursuzluğa dönüşecektir. Tanzimat'ın algıladığı haliyle Batı sanki fethedilmeyi bekleyen genç bir kızdır. Ancak, anlaşılan o ki, uzaktan genç kız zannedilen, "bikr-i fikri" ile "dişi" Avrupa ve onun tiyatrosu, yaklaşıldıkça Namık Kemal'in Paris mektubundaki gibi baştan çıkaran, evliyayı azdıran bir 'femme fatale'e dönüşür. Birkaç adım daha atıldığında, tiyatronun kökeninde yer alan "kadın kılığındaki erkek" şaşırtan ve huzursuz eden bir gizli içerik gibi ortaya dökülür. Diyeceğim o ki, Namık Kemal'in temsil ettiği Batı tarzı Türk tiyatrosu, melodram formu içine yerleşirken, Batı'yı fethetmeye, bir kadını fethetmeye gider gibi gidiyordu; onu görecek, sırlarını öğrenecek fakat kendini ve erkekliğini kaybetmeyecekti. Ancak, genç bir kız bulmaya gittiği yerde, kadın kılığında bir erkek gördü, görmemesi gerekeni yani, üstelik kişisel olarak
Sayfa 139 - Dost Kitapevi, Birinci Baskı 2016, Ankara / II. Bölüm Minyatür ve Tiyatro 5. Türk Tiyatrosunun Huzursuz Rahmi Yahut Namık Kemal Melodramlarında Histeri·Kitabı okudu
Reklam