İnsanların çoğunun muhakeme gücü körleşmiştir. Kendilerine doğrudan dokunmayan, sivri ucu ısrarla ser bir şekilde duyularına nüfuz etmeyen şey, onları neredeyse hiç harekete geçirmez; ancak gözlerinin önünde cereyan eden, duygularına dokunacak en ufak şey bile içlerinde ölçüsüz bir duyguyu ateşler.
Birçok kişi kişiliğin sabit, değişmez olduğunu zanneder. Halbuki kişilik, yaşanmışlıklarla biriken hisler bütünüdür. Kişi, içindeki hisleri veya zarara uğramış duyguları onardıkça, olaylar karşısındaki duruşu, yaşama bakışı, kendilik algısı değişir. Bir başka deyişle, kişiliği değişir.
Nasıl bir araç hareket halindeyken tamir edilemez, tamirhaneye çekilip orada gözlemlenmesi gerekirse, insanın da kendini onarabilmesi için kendini biraz kenara çekip sakince içine derinleşmesi gerekir... Bireyin bir süre her şeyden, herkesten uzaklaşıp kendi ile baş başa kalması sürecine “yalıtım” diyoruz.